Güncel Haber, Tanıtım, Objektif_Realist Yorum, Milli Analiz, Tarafsız İnceleme, Bağımsız Araştırma,
14 Mart 2016 Pazartesi
PANEL.E DAVET: "21.YY.DA TÜRKİYE CUMHURİYETİ" & PROF. DR. ANIL ÇEÇEN, DR. HASAN İLERİ, ATİLLA SARP, AV. ERSAN BARKIN
1 Mart 2016 Salı
SEVAN NİŞANYAN'IN SUÇU NE?.. Gönderen: ALİ NESİN // Merhaba ULUSAL HABER & Zekeriya TÜMER
Merhaba ULUSAL HABER & Zekeriya TÜMER = "SEVAN NİŞANYAN'IN SUÇU VE CAZASI!.."
Ali Nesin, Sevan Nişanyan’ın serbest bırakılması için bir
kampanya başlattı. Ali’ye göre Sevan Nişanyan, 25 yıllık hapis cezasını
hak etmiyor ve ülkemizin övgüyü hak eden güzide insanlarından birisi.
Ali Nesin
Istanbul, Türkiye
Istanbul, Türkiye
(english text below)
Sevan Nişanyan iki yılı aşkın bir süredir cezaevinde.
Kesinleşmiş toplam cezası 11,5 yılı aştı. Henüz sonuçlanmamış diğer davalarla
birlikte bu sürenin yakın zamanda 25 yılı aşma ihtimali var.
25 yıl az değil! Bir ömrün üçte biri...
Topluma, bireye, çevreye ya da doğaya zarar veren kişiler
elbette cezalandırılırlar; ne de olsa her topluluk var olabilmek için kendini
kötülüklerden korumak zorundadır.
On küsur yıla mahkûm olduğuna ve bu süre 25 yıla
çıkabileceğine göre, Sevan Nişanyan bu topluma geri dönüşü olmayan çok çok
büyük kötülükler yapmış olmalı... Akıl ve mantık böyle söylüyor. Çünkü katiller
bile bu kadar ceza almıyor.
Sevan Nişanyan ne kötülük yapmıştır da yaşamının geri kalan
yıllarını cezaevinde geçirmeye mahkûm edilmiştir?
Sevan Nişanyan, Şirince’de güzellik üstüne güzellik
yaratmıştır. Ve sadece güzellik yaratmıştır. Yüzlercesi gibi yok olmaya yüz
tutmuş eski bir Rum köyünü yaşatmakla kalmamış, köyü ihya etmiş, dünyaya,
ülkemize ve turizme bir değer kazandırmış, Şirincelilere ekmek kapısı açmıştır.
Şirince’nin sırtında İlyastepe adında, tek katlı beş on
kerpiç evden oluşan küçük bir köy yaratmıştır. Mutlaka gidilip görülmesi
gereken yerlerden biridir, âdeta bir masal âlemi.
Doğaya ve canlıya zarar vermemiştir, tek bir ağaç kesmemiştir,
tek bir hayvan doğramamıştır. Hatta tam tersine; yaptığı konutlar etrafını
saran yeşillikten yüz metre öteden fark edilmemektedir. İlyastepe bugün bir kuş
cennetidir. Domuzundan keçisine, ördeğinden tavus kuşuna kadar onlarca hayvan
türüne ev sahipliği yapmaktadır.
Başlı başına birer mimari başyapıt olan Matematik Köyü ve
Tiyatro Medresesi’yle eğitim ve kültür hayatımıza çok önemli katkıları
olmuştur.
Bugüne kadar eşi benzeri olmayan kapsamda bir Türkçe
etimolojik sözlük hazırlayarak Türkçeye ve bilim dünyasına büyük değer
katmıştır.
Yanlış Cumhuriyet adlı kitabıyla ve sarsıcı çıkışlarıyla
düşünce ve algı dünyamızı zenginleştirmiştir.
Bütün bunlardan rant da elde etmemiştir. Nitekim bugün Sevan
Nişanyan’ın ne bir evi, ne bir arabası, ne de bankada beş kuruş parası vardır.
Kimsenin kılına zarar vermemiştir. Kimseyi işinden, eşinden,
aşından, yerinden yurdundan etmemiştir. Tam tersine, Şirince halkı Sevan
Nişanyan sayesinde turizmden elde ettiği gelirle gayet mutlu yaşamaktadır.
Ve Sevan Nişanyan daha nice güzel, yararlı ve doğru işler
yapmıştır da, 25 yıllık mahkûmiyeti hak edecek ne kötülük yapmıştır?
Sevan Nişanyan imar yasasına muhalefet, çevre kirliliği
yaratmak, mühür bozmak gibi suçlardan hüküm giymiştir. Kaçak ve çirkin
inşaattan geçilmeyen ülkemizde bu yasalardan dolayı cezaevinde olan bildiğimiz
kadarıyla bir başka mahkûm daha yoktur.
Olağanüstü mimari güzellikler yaratan Sevan Nişanyan, hiçbir
estetik kaygı gözetilmeden inşa edilen ucube adalet saraylarında yargılanarak
hüküm giymiştir! O adalet sarayları yok olsa insanlık hiçbir şey kaybetmez, ama
Sevan Nişanyan’ın yaptığı evlerden birinin yıkılması bir cinayettir.
Sevan Nişanyan’ı hapse atarak sadece kendisini değil,
araştırma yapmasını da engelleyerek Türkiye’yi ve insanlığı eserlerinden mahrum
ediyoruz.
Sevan Nişanyan’ın asıl suçu, görevini yapmayarak halkını
umursamayan devlete isyan etmektir, yani sivil itaatsizliktir.
Devlet, 30 küsur yıl önce Şirince’yi tarihi sit alanı ilan
etmiştir ve böylece köyde çivi çakılmasını yasaklamıştır. Bu gibi durumlarda
devlet bir yıl içinde yeni imar yasasını yürürlüğe koymak zorundadır. Çünkü o
yörede vatandaş yaşamaktadır ve vatandaşın doğal ihtiyaçları vardır. Oğlu
evlenir, ek oda yapmak gerekir. Ahırı yıkılır, onarmak gerekir. Damı akar,
aktarmak gerekir. Güneşten korunmak için gölgelik, keçiden korunmak için çit,
soğuktan korunmak için bilmem ne yapmak gerekir. Gel gelelim devlet 30 yıldır
bu imar planını çıkarmayarak vatandaşını ve ihtiyaçlarını umursamamaktadır.
Vatandaş tabii ki gerekeni yapmıştır ve yapmaktadır. Yani
tüm Şirince halkı suç işlemiştir; halen de işlemektedir. Devlet, Şirince
halkını çaresiz bırakarak suç işlemeye teşvik etmiştir.
Sevan Nişanyan’ın suçu, yaptığını gizli gizli değil, alenen
yapmasıdır. Yani cumhurbaşkanından en basit vatandaşa kadar hepimizin yaka
silktiği bürokrasi dediğimiz kontrolden çıkmış canavara meydan okumasıdır.
Sevan Nişanyan doğrusunu yapmıştır. İkiyüzlülüğe yeltenmemiştir. Rüşvete
tenezzül etmemiştir. Korkmamıştır. Kötülüğün üstüne üstüne gitmiştir.
İşte budur suçu.
Kabul! Kabul ediyoruz, Sevan Nişanyan’ın bu yaptığı suçtur.
Bürokrasiye meydan okunmaz!
Suçtur da cezası ne kadardır? Bir yıl? İki yıl? O da olmadı
beş yıl! Ya 15 yıl? Ya 25 yıl?
Hadi adalet yok, hadi akıl mantık yok, hadi vicdan da yok.
Peki ya izan da mı yok, bir parça da mı yok?
Ali Nesin
Biz aşağıda imzası bulunanlar, toplumun her kesiminin
vicdanını kanattığına inandığımız Sevan Nişanyan sorununa mutlaka bir çözüm
bulunmasını talep ediyoruz. Önerilerimiz:
1) Devletin sorumluluğunu yerine
getirmediği durumlarda suçlu vatandaş değil devlet olmalıdır. En azında bu durumlarda
vatandaş ceza almamalıdır.
2) Kültür Bakanlığı Sevan
Nişanyan’ın Şirince’de yaptığı mimari eserleri korunması gereken kültür
varlıkları olarak tescil etmelidir.
3) Sevan Nişanyan özgürlüğüne kavuşana
kadar cezaevinde çalışmasına ve üretmesine izin verilmelidir.
Saygılarımızla.
***
İlk imzacılar:
Ali Nesin, Abdullah Çelikaslan, Abdullah Demirbaş, Acar Ataseven, Adnan Aksel,
Ahmet Aykaç, Ahmet İnam, Ahmet Şekercioğlu, Akın Atauz, Akın Birdal, Alev Ok,
Ali Bayramoğlu, Ali Fikri Işık, Ali Işıksalan, Ali Rıza Görener, Arif Dirlik,
Asaf Savaş Akat, Ateş Kemal Doğan, Atilla Dirim, Atilla Zenciroğlu, Attila
Tuygan, Aydın Engin, Ayla Sumer İşler, Ayşe Batumlu, Ayşe Erzan, Ayşe Hür,
Ayşegül Sönmez, Azad Barış, Aziz Gökdemir, Babür Pınar, Balam Kenter, Barış
Pirhasan, Barzan Demirhan, Baskın Oran, Bektaş Elçin, Bülent Keneş, Bülent
Küçükaslan, Bület Tekin, Cengiz Aktar, Cihat Daşkıran, Cumhur Öner, Davut
Erkan, Demir Küçükaydın, Denis Ojalvo, Deniz Ilgaz, Derya Yetişgen, Dogan
Özgüden, Edip Yüksel, Eflan Topaloğlu, Elif Köksal, Engin Ender Çetin, Ercan
İpekçi, Erdağ Aksel, Erdal Doğan, Erdal Yıldırım, Erden Kosova, Eren Keskin,
Erol Özkoray, Esra Arsan, Etyen Mahçupyan, Fatih Vural, Fatime Akalın, Fatma
Dikmen, Ferhat Kentel, Fikret Başkaya, Fuat Keyman, Fusun Erdoğan, Gaye
Boralıoğlu, Gençay Gürsoy, Gökhan Karahan, Gül Gökbulut, Gülçin Avşar, Güliz
Vural, Güngör Şenkal, Habib Taşkın, Halil Savda, Hasan Cemal, Hasan
Gürkan, Hasan Kaya, Hasan Zeydan, Hayati Şener, Hicri İzgören, Hilmi
Maktav, Hovsep Hayreni, Hrant Kasparyan, Hüseyin Alataş, Hüseyin Ergun, İbrahim
Köroğlu, İbrahim Seven, İlkay Alptekin Demir, Işık Yenersu, Işın Önol, İnci
Aral, İnci Tuğsavul, İrfan Açıkgöz, İzzet Yaşar, Kadir Akın, Kadir Cangızbay,
Kamil Yıldırım, Kemal Çalğan, Kenan Yenice, Khatchig Mouradian, Koray Çalışkan,
Lale Alatlı, Lale Mansur, Ludmilla Danisenko, Mahmut Konuk, Mehmet Bal, Mehmet
Demirok, Mehmet Özer, Mehmet Öztürk, Mehmet Uluışık, Meral Saraç Seven, Metin
Solmaz, Mihail Vasiliadis, Murat Kuseyri, Mustafa Sütlaş, Mustafa
Yasacan, Mustafa Yetişgen, Muzaffer Erdoğdu, Muzaffer Karadeniz, Müjde
Tönbekici, Nabi Yağcı, Nadya Uygun, Necati Abay, Necmi Demir, Necmiye Alpay,
Nilüfer Göle, Nilüfer Tarikahya, Noam Chomsky, Nur Sürer, Oktay Etiman, Onur
Hamzaoğlu, Orhan Bas, Orhan Pamuk, Orhan Silier, Oya Aydın, Oya Baydar, Ömer
Elaçmaz, Ömer Madra, Ömür Çınar Elçi, Önder Bayram, Özcan Soysal, Özcan Soysal,
Özgür Öğret, Özlem Beyarslan, Özlem Yağız, Pakrat Estukyan, Perihan Mağden,
Pınar Ömeroğlu, Raffi A. Hermonn, Ramazan Gezgin, Recep Maraşlı, Rıdvan Bilek,
Rıdvan Günay, Robert Cabı Akman, Sait Çetinoğlu, Samim Akgönül, Seçkin Yaşar,
Selahattin Esmer, Selda Asal, Selina Doğan, Semra Somersan, Serdar Kaya, Serdar
Koçman, Serra Yılmaz, Sevilay Demirci, Sibel Asna, Sibel Özbudun, Şaban
İba, Şahin Alpay, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tamer Çilingir,
Taner Akçam, Tarık Günersel, Temel İskit, Temmuz İlhan, Tolga Yarman, Tülay
Karacaörenli, Ufuk Uras, Uğur Aker, Ümit Aktaş, Ümit Cizre, Ümit Kıvanç, Ünal
Ünsal, Ünsal Dinçer, Vedia Yeşim Bayanoğlu, Vincent Bouvard, Yakup İçgören, Yalçın
Ergündoğan, Yaprak Zihnioğlu, Yasin Yetişgen, Yener Orkunoğlu, Yıldıray Oğur,
Yücel Demirer, Yusuf Haddadoğlu, Zeynep Tanbay, Zeynep Tozduman, Zübeyde Bilget,
Ali Nesin, Abdullah Çelikaslan, Abdullah Demirbaş, Acar Ataseven, Adnan Aksel,
Ahmet Aykaç, Ahmet İnam, Ahmet Şekercioğlu, Akın Atauz, Akın Birdal, Alev Ok,
Ali Bayramoğlu, Ali Fikri Işık, Ali Işıksalan, Ali Rıza Görener, Arif Dirlik,
Asaf Savaş Akat, Ateş Kemal Doğan, Atilla Dirim, Atilla Zenciroğlu, Attila
Tuygan, Aydın Engin, Ayla Sumer İşler, Ayşe Batumlu, Ayşe Erzan, Ayşe Hür,
Ayşegül Sönmez, Azad Barış, Aziz Gökdemir, Babür Pınar, Balam Kenter, Barış
Pirhasan, Barzan Demirhan, Baskın Oran, Bektaş Elçin, Bülent Keneş, Bülent
Küçükaslan, Bület Tekin, Cengiz Aktar, Cihat Daşkıran, Cumhur Öner, Davut
Erkan, Demir Küçükaydın, Denis Ojalvo, Deniz Ilgaz, Derya Yetişgen, Dogan
Özgüden, Edip Yüksel, Eflan Topaloğlu, Elif Köksal, Engin Ender Çetin, Ercan
İpekçi, Erdağ Aksel, Erdal Doğan, Erdal Yıldırım, Erden Kosova, Eren Keskin,
Erol Özkoray, Esra Arsan, Etyen Mahçupyan, Fatih Vural, Fatime Akalın, Fatma
Dikmen, Ferhat Kentel, Fikret Başkaya, Fuat Keyman, Fusun Erdoğan, Gaye
Boralıoğlu, Gençay Gürsoy, Gökhan Karahan, Gül Gökbulut, Gülçin Avşar, Güliz
Vural, Güngör Şenkal, Habib Taşkın, Halil Savda, Hasan Cemal, Hasan
Gürkan, Hasan Kaya, Hasan Zeydan, Hayati Şener, Hicri İzgören, Hilmi
Maktav, Hovsep Hayreni, Hrant Kasparyan, Hüseyin Alataş, Hüseyin Ergun, İbrahim
Köroğlu, İbrahim Seven, İlkay Alptekin Demir, Işık Yenersu, Işın Önol, İnci
Aral, İnci Tuğsavul, İrfan Açıkgöz, İzzet Yaşar, Kadir Akın, Kadir Cangızbay,
Kamil Yıldırım, Kemal Çalğan, Kenan Yenice, Khatchig Mouradian, Koray Çalışkan,
Lale Alatlı, Lale Mansur, Ludmilla Danisenko, Mahmut Konuk, Mehmet Bal, Mehmet
Demirok, Mehmet Özer, Mehmet Öztürk, Mehmet Uluışık, Meral Saraç Seven, Metin
Solmaz, Mihail Vasiliadis, Murat Kuseyri, Mustafa Sütlaş, Mustafa
Yasacan, Mustafa Yetişgen, Muzaffer Erdoğdu, Muzaffer Karadeniz, Müjde
Tönbekici, Nabi Yağcı, Nadya Uygun, Necati Abay, Necmi Demir, Necmiye Alpay,
Nilüfer Göle, Nilüfer Tarikahya, Noam Chomsky, Nur Sürer, Oktay Etiman, Onur
Hamzaoğlu, Orhan Bas, Orhan Pamuk, Orhan Silier, Oya Aydın, Oya Baydar, Ömer
Elaçmaz, Ömer Madra, Ömür Çınar Elçi, Önder Bayram, Özcan Soysal, Özcan Soysal,
Özgür Öğret, Özlem Beyarslan, Özlem Yağız, Pakrat Estukyan, Perihan Mağden,
Pınar Ömeroğlu, Raffi A. Hermonn, Ramazan Gezgin, Recep Maraşlı, Rıdvan Bilek,
Rıdvan Günay, Robert Cabı Akman, Sait Çetinoğlu, Samim Akgönül, Seçkin Yaşar,
Selahattin Esmer, Selda Asal, Selina Doğan, Semra Somersan, Serdar Kaya, Serdar
Koçman, Serra Yılmaz, Sevilay Demirci, Sibel Asna, Sibel Özbudun, Şaban
İba, Şahin Alpay, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tamer Çilingir,
Taner Akçam, Tarık Günersel, Temel İskit, Temmuz İlhan, Tolga Yarman, Tülay
Karacaörenli, Ufuk Uras, Uğur Aker, Ümit Aktaş, Ümit Cizre, Ümit Kıvanç, Ünal
Ünsal, Ünsal Dinçer, Vedia Yeşim Bayanoğlu, Vincent Bouvard, Yakup İçgören, Yalçın
Ergündoğan, Yaprak Zihnioğlu, Yasin Yetişgen, Yener Orkunoğlu, Yıldıray Oğur,
Yücel Demirer, Yusuf Haddadoğlu, Zeynep Tanbay, Zeynep Tozduman, Zübeyde Bilget,
The Sevan Nisanyan Question
Sevan Nisanyan has been in prison for over two years now. Currently he is facing to spend 11.5 years in jail. This does not include the other pending sentences that might increase this to 25 years.
Sevan Nisanyan has been in prison for over two years now. Currently he is facing to spend 11.5 years in jail. This does not include the other pending sentences that might increase this to 25 years.
25 years is no joke! It is almost one-third of one’s
lifetime.
People who harm society, other individuals, the environment
or nature, are of course punished; because in order to be able to exist, the
community has to protect itself from evil.
As he has been sentenced for a time of over 10 years and
possibly up to 25 years, Sevan Nisanyan must have harmed the community very
badly. Reason and logic implies this. Because even murderers usually do not
receive such harsh sentences in Turkey.
What evil has Sevan Nisanyan committed that he has been
sentenced to what equals a life sentence? Let’s start counting:
Sevan Nisanyan has created beauty, and he has created only
beauty. He has not only saved an old Greek village, which was doomed to
extinction like hundreds of others before it, but revived it, has gifted it to
the world and Turkey, and has created job opportunities for the villagers of
Shirince.
He has created a small village called Ilyastepe consisting
of five or ten small single floor adobe houses. It is a never-never land that
must be visited.
He has not hurt nature or the environment, he has not felled
a single tree, not killed a single animal. Just the opposite, due to the
vegetation he has planted, none of the houses that he has built could be seen
even from a 100 yards .
Today Ilyastepe is a bird sanctuary. It is playing host too many animals from
pigs to goats; from ducks to peacocks.
The Mathematics Village and the Theater Madrasa, which are
by themselves architectural masterpieces, have had immense contributions to our
cultural and educational life.
He has prepared a Turkish etymological dictionary which is
of unparalleled scope and which has added a great value to our world of
knowledge.
He has collected and published the story of the names of
Anatolian cities and villages, which for millennia have been changing.
With his book “The Wrong Republic” with its shocking
deliveries, he has enriched our thinking and our perception of the world.
This is his crime!
He has not gained a penny out of all this. Today Sevan
Nisanyan does not own a house, or a car, nor does he have a penny in his bank
account.
He has never hurt anyone. He has never separated anyone from
his or her spouse, food, or home. Just the opposite, the villagers of Shirince
are able to live comfortably by the income they derive from the tourism
business because of what Sevan has created.
Sevan has also done many other nice things, but we ask: what
evil has he committed to earn a 25-year sentence?
Sevan Nisanyan has been convicted because of opposing the
local zoning laws, supposedly causing environmental pollution, breaking seals
placed by the authorities. In Turkey, which is full of ugly and unlicensed
construction projects, we know of no other person convicted of the same crime.
Sevan Nisanyan, who has created these exceptional
architectural beauties, ironically has been convicted in court buildings with
no aesthetic value! If those court buildings were demolished, humanity would
surely not lose a thing, but demolishing even a single house built by Sevan
Nisanyan is akin to committing murder.
By throwing Sevan Nisanyan into prison we are not only
punishing him but also Turkey and the World by depriving them of his work.
Sevan Nisanyan’s real crime is revolting against the state
which has ignored its people by not doing its duty: It was simply an act of
civil disobedience.
The state 30 years ago declared Shirince a historic site and
thus forbade even minor repairs in the village. In such cases, the state is
obliged by law to promulgate a new construction law within a year. Because
citizens live in these regions and people have natural needs. For example,
someone’s son might get married, so he must add a room. The barn might be
damaged, it has to be fixed. The roof leaks, it must be fixed. He might need a
place to protect himself from the sun, a fence to keep the goats away, to do
something to keep warm, etc. But unfortunately the state, for the past thirty
years, by not issuing this new master plan has ignored its citizens and their
needs.
Of course citizens have done whatever is needed and continue
doing it. That is, all the inhabitants of Shirince have committed crimes and
continue committing them. The state by leaving no choice to the inhabitants of
Shirince has forced them to commit these crimes.
Sevan Nisanyan’s crime is that instead of doing things
secretly, he has done them openly. He has been resisting the monster called
“bureaucracy” which is even hated by the president and the common folk. Sevan
Nisanyan has done what is right. He has not attempted to pay bribes. He has not
been scared. He has gone against evil.
We accept!
We accept that what Sevan Nisanyan has done is a crime. You
must not fight the bureaucracy!
It is a crime, but what should the punishment be? One year?
Two years? OK, five years? How about 15 years? Or 25?
Let’s say that there is no justice, no logic and also no
conscience. How about common sense, not even a bit?
We, the undersigned, demand that a solution be found to
Sevan Nisanyan’s problem.
Our suggestions are:
1) In cases when the state does not
fulfill its obligations, the guilty should be the state and not the citizen. At
least in such cases citizens should not be punished.
2) The Ministry of Culture should declare
the architectural works of art made by Sevan Nisanyan in Shirince as protected
cultural entities.
3) Until Sevan Nişanyan regains his
freedom, he should be allowed to continue his intellectual activities and
production.
Respectfully submitted,
29 Ocak 2016 Cuma
ISLAH VE İFLÂH KABUL ETMEZ BİR CUMHURİYET ve ATATÜRK SEVDALISI "TÜRK JANDARMA SUBAYI" OSMAN TÜRKOĞUZ'UN KİTABI
OSMAN
TÜRKOĞUZ
15 Mayıs 1931 tarihinde, Menemen—Hatundere köyünde doğdu. Köyünde
İlkokul olmadığından Komşu köyü Helvacı köyde İlkokulu, Menemen’de Ortaokulu ve
Kuleli Asker Lisesini bitirerek,30 Ağustos 1953’te Karaharpokulu’ndan Jandarma
Asteğmeni olarak mezun oldu. Piyade ve Jandarma Subay okullarını da bitirerek,
Uluborlu, Manavgat ve Derik ilçe jandarma bölük komutanlıklarında bulundu. Foça
Jandarma Komando kursunu ve Ordu Yabancı Diller Okulunun Fransızca bölümlerini
de bitirdi. Besancon Üniversitesine bağlı dil enstitüsünün Fransızca bölümünü
bitirdi. Hatay—23’üncü jandarma bağımsız er eğitim tabur komutanlığından
Kızıltepe-117’inci seyyar jandarma alay komutanlığı, Manisa ve Zonguldak il
jandarma alay komutanlıklarında da bulunduktan sonra; kömür ve kum
kaçakçılarının yardımcısı iki kurmay binbaşının raporu ile Konya’ya sürüldü.02
Eylül 1985 tarihinde de emekliye sevk edildi.21 Eylül 1995 tarihinde. Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Hatay—Antakya Serinyol’daki jandarma er
eğitim Alayı’nın bugün üzerinde eğitim yaptığı arazisini kamulaştırdı. Arazi
sahiplerinin koruyucusu Paşalar yüzünden başına gelmedik bela bırakılmadı.
Sicil notunu Yedilerde seyretmesinin nedeninin de sicil âmirlerini Yediye kadar
saymasını bilmelerinin eseri olduğunu çok geç anladı?! Astları haksızlığa
uğradığında kendisinin haksızlığa uğradığına inanacak kadar da saftı.
Halifelik, Süleymancılık, Çağlar Boyu Yaşam,
Bize Dostluk Yaraşır, Kubilay Olayı ve Gerici
Akımların Gerçek Nedeni, Sıkıyönetim Hukuku, adlı yayımlanmış kitapları
yanında, Nurculuk, Soyuttan Somuta Mustafa Kemal, Nuhun Gemisi Mümkün Müdür,
Ulusal Kurtuluş Savaşında Tarafların Güç Dengesi, adlı yayıma hazır
kitaplarının’dan başka 45.000 Sayfalık orijinal yazıları da Bloğunda saklıdır.
Facebook’ta 15 sitede yazılarının yayımlanmasının yanı sıra,”HATUNDERE(YÖRÜK
DİYARI) ADLI BİR SİTESİ DE VARDIR. GOOGL’DE”OSMAN TÜRKOĞUZ” ADRESİNDE TÜM
YAZILARI DA YAYINLANMAKTADIR. KENDİSİ, ISLAH VE İFLÂH KABUL ETMEZ BİR
CUMHURİYETÇİ ve ATATÜRKÇÜ Jandarma Subayıdır.
20 Ocak 2016 Çarşamba
ESKİ TÜRKLERDE AİLE DÜZENİ VE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ Derleme ve Düzenleme: Karozan, İSMAİL KARA
ESKİ
TÜRKLERDE AİLE DÜZENİ VE
KADININ
TOPLUMDAKİ YERİ
Karozan, İSMAİL KARA
Eski
Türklerde kadının toplum içindeki konumu ve aile düzeni, hemen hiçbir toplumda
görülmeyecek düzeyde uygar ve demokratik ilişkiler üzerine kurulmuştu. Günümüz
olayları göz önüne getirildiğinde, bu ilişkilerde ne denli yozlaşma yaşandığı
görülecektir. Bugün kadına şiddet ya da aile ilişkilerindeki bozulmayı ileri
sürerek kendimizi aşağılama ve özellikle Batıya özenme kuşkusuz üzüntü
vericidir. Ancak, daha çok üzücü olan, geçmişi bilmemek ve ondan
yararlanmamaktır. Büyük kentlerde yoğunlaşan bozulmaya karşın, Anadolu’da
geçmişi yaşayarak yaşatan insanlarımız ne mutlu ki hâlâ vardır. Amerikalıların
yaptığı bir araştırmaya göre Türk toplumları içinde bin yıl önceki ilişkiler,
Orta Asya da yüzde 67, Anadolu’da yüzde 37 oranında yaşamaktadır. Bu yüksek bir
kültürün varlığını sürdürmesi demektir.
Nikâh ve
Tek Eşlilik
Nikâha
ve tek eşli evliliğe dayanan1 aile düzeni, Türk toplumuna çok eski
dönemlerde yerleşmiştir. Eski Türklerde nikâh, törenle gerçekleştirilen ve
özellikle köy düğün geleneğinin tarihsel köklerini oluşturan, önemli bir olay,
bir tür sözleşmedir. Nikâh için ana ve babanın onayı koşuldur. Evlenen erkeğin,
gelinin ana-babasına bir miktar mal vermesi gelenektir. Başlık adıyla günümüze
dek süren bu gelenekte, verilen mala kalıng denirdi. Gelin, gittiği ailenin hak
sahibi bir üyesi olur; kocasının ölmesi durumunda, malların ve çocukların
velayeti ona kalırdı. Yaş ayrımı çok olan evliliklere izin verilmez ve yaşlı
kuşaktan erkek, genç kuşaktan bir kadınla evlenemezdi.
Türk
ailesinde, babanın eşiyle paylaştığı, baskıcı olmayan eceliği (reisliği),
baskıya dayanan ataerkil aile yapısından ayrımlıydı. Ev, Batılılar ve Araplarda
olduğu gibi yalnız kocaya ait değil, kocayla karının ortak malıydı. Bu nedenle
evin erkeğine evin ecesi, evin kadınına da evin kadını denilirdi. Ailede
babanın olduğu kadar, ananın da sözü geçerdi. Ana soyu ile baba soyu değerce
birbirine eşitti. Eşitlik, babanın saygınlığının ve ona verilen değerin
azalması anlamına gelmez; tersine ona, saygıya dayalı içtenlikli ve daha güçlü
bir yetke kazandırırdı.
“Baba
Ocağı”
Eski
Türkler için büyüyüp yetiştikleri ve baba ocağı (törkün) dedikleri aile çok
önemliydi. “Ocağın ateşinin hiç sönmemesi”, dirliğin sürdürülmesi gerekirdi.
Bunun için, büyük ve ortanca kardeşler evlenip ocaktan ayrılırlar, ancak küçük
kardeş kalırdı. Belirli aralıklarla, tüm kardeşler aileleriyle birlikte, baba
ocağında toplanırlar, ataya (babaya) saygı törenleri yapılırdı. Türkler,
yurtları gibi baba ocaklarını da asla unutmazlar, çok uzakta bile olsalar, ona
olan saygılarını, güçlü bir bağlılıkla sürdürürlerdi.
Eski
Türklerde aileye gelin gelen kadına her zaman sahip çıkılır; dul kaldığında,
kocasının bekâr kardeşlerinin onunla evlenmesi (kayın alma) toplumsal bir görev
olarak kabul edilirdi. Bu davranış, başka toplumlarda görülen, malların
bölünmemesini amaçlayan bir girişim değil, doğrudan kadına gösterilen saygı ve
sahiplenmenin bir ürünüydü. Böyle olmasa töre, kadının miras hakkını kısıtlayan
bir biçimde düzenlenir, mirasın bölünmesi böyle önlenirdi.
Kadının
Toplumsal Konumu
Tarihte
hiçbir toplum, kadını Türkler kadar erkekle eşit saymamış ve hak tanımamıştır.
Her iki cinsin kendilerine ait, karşı cinsten bağımsız görev ve sorumlulukları
vardı. Birbiri içine girmekle beraber, kadının ağırlıklı görevi aile içinde,
erkeğin ise dışındaydı. Buna karşın, her cins aynı eğitimden geçer, cinsler
arasında ayrım, toplumun tüm kesimlerinde yadsınırdı.
Kadının
toplum içinde önemli bir yeri vardır. Bu önem Dede Korkut’ta; “kadın kendini
överek adam olmaz; ancak güzel düşünür, güzel konuşur ve kocasına iyi öğütlerde
bulunursa yücelir”, “kocası onu dinler” biçiminde anlatılmıştır. Irk Bitig’de;
babanın emir annenin öğüt verdiği görülür, çocuk isteğine göre birine ya da
ötekine uyardı. Kadın örtünmez, haremde kalmaz, erkeğin gittiği hemen her yere
giderdi. Erkeklerle bayramlara, şölenlere ve içkili toplantılara katılır;
onlarla birlikte kımız ya da şarap içebilir; kendisi de şölen düzenler,
davetler verebilirdi. Erkek gibi ata biner, ok atar, öküz arabası kullanırdı.
Çin kaynaklarına göre; “kocaları dama oynarken onlar futbol oynar”, “pazara
gittiklerinde, paketleri kocaları taşır” ve “açık bir kibarlıkları vardır”. Ama
gerekirse ava ve savaşa da giderlerdi. Arap gezginci İbn Arabsah, Türk
kadınları için; “erkekler gibi savaşıyor, kafirlerin üzerine dörtnala at
sürüyorlardı...”, diye yazar.
Kadının
Özgürlüğü
Kadınların
bu denli özgür ve cinsler arasındaki ayrımın az olması, Türk kadınlarının
kendilerine özen göstermediği, süs ve güzelliklerine dikkat etmediği,
cinselliğe önem vermediği anlamına gelmiyordu. Giysileri son derece renkli ve
süslüydü, zarafete ve alımlılığa önem verirlerdi. Beğenilmeyi severler ve
güzellikleriyle ilgili övgüleri, “memnuniyetle kabul ederlerdi”.Serbestçe
kullandıkları özgürlüklere sahiptiler, ama son derece iffetliydiler. Ünlü
İtalyan gezgini Marco Polo, bir “seyahatname klasiği” olan İl Millione adlı
yapıtında, Türk kadınlarının “ahlaki temizliğini” över ve onların “tüm dünyanın
en temiz ve ahlaklı” kadınları olduğunu söyler.
Tedirgin
etme (taciz), kadına saldırganlık (tecavüz), evlilik dışı ilişki (zina) gibi
cinsel suçlar Türk toplumunda yok denecek kadar azdı. Kadına saldırının Türk
hukukundaki cezası ölümdü. Cinsel saldırıyauğrayan kadın toplumdan dışlanmaz,
ona sahip çıkılır. Evlilik dışı çocuğu olursa kadın ulu bir ağaçla
evlendirilir, çocuk bu yolla meşrulaştırılırdı.
Günümüzde
töre cinayeti adı verilen olayların Türk töresiyle bir ilgisi yoktur. Basında
sıkça kullanılan bu tanım herhalde, Türk geleneklerini yıpratma amacını
taşımalıdır. Saldırıya uğrayan kadına sahip çıkılırken namusunu korumayan kadın
hoş görülmez. Eski Türk inancına göre Doğum Tanrısı (Ayzıt), “ne denli
yalvarırlarsa yalvarsınlar, namusunu korumamış kadınların yardımına” gelmez.
Kadının
Eşitliği
10.Yüzyılın
ünlü coğrafyacısı al-Balhi, kitâb al-bad va’l-tarih adlı yapıtında, “Türkler’de
kadının erkeğe eşit” olduğunu, toplumsal yaşamın her alanında “varlığını
sürdürdüğünü” ve beğendiği erkeğe “evlenme teklif edecek denli” özgür olduğunu
yazar. 12.Yüzyıl tarihçilerinden İbn Cübeyr, “Türk ülkelerinde kadına
gösterilen saygıyı, başka hiçbir yerde” görmediğini söyler.
Atatürk’ün
Sözleri
Cübeyr’in
saptaması, Osmanlı’nın son üç yüz yılı dışında, Türk tarihinin hemen her dönemi
için geçerlidir. Türklerde kadına saygı, içtenliksiz bir kibarlık değil, yaşam
biçimine yerleşen doğal bir davranıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün, kadının
toplum içindeki yeri konusundaki düşünceleri ve gerçekleştirdiği yasal
düzenlemeler, bu davranışın en somut örneğidir.
29 Nisan
1935’de, Yoksul Kadınlar Cemiyeti ve Kadın Esirgeme Kurumu hakkındaki
görüşlerini açıklarken şunları söylemiştir: “Yoksul kadın, hiçbir şeyi olmayan
kadın olarak algılanmaktadır. Oysa kadın denilen varlığın kendisi başlıbaşına
yüksek bir varlıktır. Ona yoksul demek, onun bağrından kopup gelen insanlığın
yoksulluğu demektir. Eğer insanlık bu halde ise, kadına yoksul demek uygun
görülebilir. (Ancak y.n.) gerçek bu mudur? Birkaç yüzyıldan beri Türk
kadınlığının anlamı unutulmuş, o, bunca varlığın maddi ve manevi kaynağı olduğu
halde yüzüstü bırakılmış; unutulmuş. Varlığı ve erdemi unutulmuş olan Türk
kadınlığına, ayağa kalkarak hürmetlerimizi göstereceğiz ve bunu düşünerek Kadın
Esirgeme Kurumunu kuran bugünkü Türk kadınlığını ayakta selamlamalıyız”.
Peçe,
Çarşaf ve Türk Kadını
14.Yüzyılın
ünlü Arap gezgini İbn Batuda, Seyahatname’sinde, Orta Asya kadınından övgüyle
söz ederken onların “peçe, çarşaf diye birşey tanımadığını”, “erkeklerle
birlikte dolaştıklarını”, gerektiğinde “komutan olacak kadar” iyi
savaştıklarını söyler. Çin’e giderken tanıştırıldığı “beyliğine hükümdarlık
eden” Ürdüca adlı bir Türk kızından söz eder ve şunları yazar: “Melike
kendisini selamladığım zaman bana Türkçe ‘huşün misin, hanşi misin?’ yani
nasılsın iyi misin diyerek yanına oturttu. İyi bir Arapçayla konuşabiliyor ve
yazıyordu... Hindistan’dan geldiğimi söyleyince, ‘ben onlara sefer edeceğim ve
o ülkeleri zapt edeceğim, oradaki zenginlik ve asker çokluğu ilgimi çekiyor’
dedi. Bu Melike’nin askerleri arasında, kadın ve kızların bulunup erkekler gibi
savaştıklarını, kendisinin de erkek ve kadın askerlerinin başında düşmana
şiddetle saldırdığını, Nahoda (geminin kaptanı y.n.) daha sonra bana anlattı”.
Kadının
Siyasi Hakları
Eski
Türkler’de kadının siyasi yaşamda da önemli bir yeri ve kabul edilmiş kazanımları
vardı. O dönemdeki inanç düzenini, erkeğin kutsal kuvvetiniöne çıkaran Toyonizm
ile kadına önem veren Şamanizm’in oluşturması, kadın ve erkek arasında tüzel
(hukuksal) olduğu kadar siyasi bir denge de yaratıyordu.
Toplantılara,
kadın ve erkek birlikte katılırdı. Toplumu ilgilendiren siyasi kararlarda,
hakankadar hatunun da yetki ve sorumlulukları vardı. Herhangi bir
buyrukyazıldığı zaman, buyruğun uygulanması için hakanın yanı sıra hatunun da
imzası olması gerekiyordu; hatunun imzası eksikse o buyruğa boyun eğilmezdi. (Alıntıdır)
***
Hakan,
yabancı ülke elçilerini tek başına kabul etmezdi. Elçiler, hakanınsağda,
hatunun solda oturduğu devlet kurulunda, huzura kabul edilirlerdi. Şölenlere,
genel toplantılara (kengeş), kurultaylara, dinsel törenlere; hatun, kesinlikle
hakanla birlikte katılır ve bu toplantılarda herhangi bir örtünme kuralına
bağlı olmazdı.
Hakanınyönetimdeki
ortağı olan hatunun ünvanı Türkan’dı. Türkan, hepsine birden hatun denilen
hakan soyunun prensesleri içinden seçildiği için, ona da yalnızca hatun
deniliyordu. Göktürk Hakanı Gültekin Han’ın devlet yönetimini eşi Kutlulu
Sultan ile paylaşması, konuyla ilgili ilginç bir örnekti ve göstermelik bir
değer vermeye değil, kesin olarak Kutlulu Sultan’ın iyi yetişmiş, yetenekli bir
yönetici olmasına dayanıyordu.
Araplaşma
ve Değişen Konum
Kadının
toplumdaki yeri, özellikle Arap kültürüyle ilişkiye geçildikten sonra önemli
oranda değişti ancak hiçbir zaman eski Türk geleneklerinden tam olarak
kopulmadı. Eski yaşam biçimleri ve alışkanlıklar, önemli oranda korundu. Yeni
durumun koşullarına uyulsa da bu uyum, Prof. Osman Turan’ın deyimiyle, “çok
yüzeysel” kaldı.
Anadolu
Türkleri’nde kadınlar, eskisi kadar olmasa da toplumsal yaşam içindeki önemli
yerlerini korudular. Özellikle nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan kırsal
kesimde, üretimden ve ev dışı yaşamdan kopmadılar. Prof.Fuat Köprülü’nün
bilgilerini Aşık Paşazade’den aktardığı ve Anadolu’da etkili bir kadın örgütü
olan Kadınlar Örgütü (Bâcıyan-ı Rûm), kadınların Türk toplumu içindeki etkisini
gösteren ilginç örneklerden biridir. Memlûklar döneminde Mısır’da, yalnızca
kadınların katıldığı tekkeler kurulmuştu. Selçuklu döneminde Konya’da kadınlar,
tarikat şeyhlerine bağlanıyor ve örtülü de olsa onların meclislerinde
bulunuyorlardı. Dülkadir Beyliği’nin, “otuz bin erkek ve otuz bin kadından”
oluşan bir ordusu vardı.
Kadınların
orduda görev alması ya da bağımsız birimler olarak savaşlara katılması,
yalnızca Dülkadir Beyliği’nde görülen bir olay değildir. Türk tarihinin hemen
her döneminde ve özellikle Kurtuluş Savaşı gibi milli varlığın tehlikeye
düştüğü dönemlerde kadınlar, herhangi bir görevlendirmeyi beklemeden,
kendiliğinden silahlı mücadeleye katılmışlardır.
İspanya’da
Müslüman fethini başlatan (711) Türk komutan Tarık bin Ziyad’ın ordusunda, savaşçı
kadınlardan oluşan birlikler vardı. Kırım Savaşı’nda (1853) Kara Fatma,
Türk-Rus Savaşı’nda (1877) Erzurumlu Nene Hatun, Kurtuluş Savaşı’nda Fatma
Seher (İzmit dolayları), Ayşe Hanım(Aydın), Tayyar Ramiye Hanım (Adana), Yirik
Fatma(Gaziantep), Fatma Kadın (Mudurnu), Makbule Hanım (Gördes), İstanbullu
Saime Hanım; çeteler kurarak ya da kurulmuş çetelere katılarak savaşan ünlü
kadınlardan bir bölümüdür.
11 Ocak 2016 Pazartesi
İlhami NALBANTOĞLU, Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı_AHLAT GAZETESİ; Ankara 10. Kitap Fuarı & Siyasetçi, Şair - Yazar: Kenan Mümtaz AKIŞIK
![]() |
| İlhami Nalbantoğlu Hattat - Gazeteci - Yazar |
![]() |
| Kenan Mümtaz Akışık |
13 yıl Bitlis’te Avukatlık yaptı. CHP saflarında politika ile
ilgilendi. 1969’da Bitlis Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. 1973
seçimlerini kaybedince 1990 yılına kadar Ankara’da Avukatlık yaptı.
Şiir ve edebiyatla ilgilenen Akışık’ın yayınlanmış 9 adet şiir
kitabı bulunmaktadır. Ayrıca yayınlanmış 2 kitabı bulunan Akışık’ın
yayınlanmaya hazır iki kitabı daha bulunmaktadır.
Kenan Mümtaz Akışık, evli ve üç çocuk sahibidir.
Kenan Mümtaz Akışık, evli ve üç çocuk sahibidir.
9 Ocak 2016 Cumartesi
İlhami NALBANTOĞLU, Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı AHLAT GAZETESİ
İlhami NALBANTOĞLU
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı
AHLAT GAZETESİ
*
10. Ankara Kitap Fuarı
A114 Nolu Stantdayız.
Sizi de bekleriz...
4 Ocak 2016 Pazartesi
DARÜLACEZE Başkanlığı Basın Bülteni: Darülaceze hayırseverlerimizin gözdesi
Darülaceze hayırseverlerimizin gözdesi
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












