25 Haziran 2015 Perşembe

SELÂHATTİN DEMİRTAŞ: "HDP APTULLAH ÖCALAN'IN PROJESİDİR"

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (HDP) EŞ BAŞKANI SELÂHATTİN DEMİRTAŞ: "HDP APTULLAH ÖCALAN'IN PROJESİDİR!.." 
HDP 
SAFLARINDA YER ALAN ÜNLÜLER
HDP bu seçimde büyük bir sürpriz yaptı. ‘Dağ’dan beslenen bir parti olarak yüzde 13 oyla, 80 milletvekili çıkarmak büyük bir başarı. Parti kurmayları da biliyor ki sadece Kürt tabanından değil Türkiye’nin genelinden oy alarak bu orana ulaştılar.
HDP, PKK ile olan bağını kestiğine dair hiçbir açıklama yapmadı, dağdaki silahlı kadro için hiçbir eleştiride bulunmadı, PKK’nın eylemlerini eleştirecek hiçbir söz sarf etmedi; buna rağmen ‘Türk milleti’ onlara 80 vekil hediye etti!
Demokrasi böyle bir şey… İster beğenin ister beğenmeyin. Arkasında ‘silahlı bir güç’ olan parti seçime giriyor ve 80 vekil kazanabiliyor.
Silah ile demokrasi kelimeleri taban tabana zıt kavramlar olsa da, bu iki kavrama da eşit mesafede olan bir ideolojik yapı demek ki Türkiye’de ilgi görebiliyor.
Ve asıl üzerinde durmak istediğim konu ise toplumda aydın geçinen pek çok kişinin (ki bunların çoğunun Kürtlükle hiçbir alakası yok) göğüslerini gere gere HDP’ye oy verdiklerini söylemeleri. Bunların çoğu ise bir süre önce şu veya bu şekilde ya AKP’yi aktif desteklemişler ya da AKP medyasından çalışmışlar.
Mesele Nazlı Ilıcak, HDP’ye oy verdiğini göğsünü gere gere söyleyenlerden.
Mesela Ali Bayramoğlu açıkça okurlarını HDP’ye oy vermeye davet etti.
Mesela Oral Çalışlar HDP’ye oy verdi.
Mesela CHP’li İnal Batu’nun sanatçı kızı Pelin Batu ‘ailecek’ HDP’ye oy verdi.
Mesela sanatçı Nejat İşler, yazar Murathan Mungan, Vedat Türkali, hatta Aziz Nesin’in oğlu Prof. Dr. Ali Nesin de HDP’ye oy verdi.
Şair Asım Gönen’in HDP’ye oy verme gerekçesini hepimizi güldürecek cinsten şu cümleyle anlatıyor: “Anadolu halklarının, demokrasiye ihtiyacı olan herkesin, tüm emekçilerin kendisini ifade edebileceği tek parti HDP’dir.”
HDP’nin siyasi kimliğini ya da parti olarak aldığı oyları eleştiriyor değilim. Meydana çıktılar ve arkalarındaki ‘dağın’ desteğini gizlemeden, inkar etmeden Türk milletinden hem de ‘hayli meşhur’ kesimi de dahil olmak üzere yüzde 13 oy aldılar.
Peki, bu Nazlı Ilıcak’lar, Nejat İşler’ler, Ali Bayramoğlu’lar, Ali Nesin’ler, Pelin Batu’lar, Oral Çalışlar’lar ne ara ‘bölücü terör örgütünün’ siyasi uzantısının bu ülkeye gerçek demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik getireceğini inanmaya başladılar?
Önceden beri böyle miydi de bu sevdayı bizden gizliyorlardı?
Deseydiler ki “çözümü demokraside aradıklarını ve silahlı çözüme kesinlikle karşı olduklarını ilan etsinler biz de HDP’yi destekleyelim” bu kadar şaşırmazdım.
Türk aydınını tanımakta bir hayli zorlandım.
Seçilir seçilmez “artık kimse PKK’ya terör örgütü diyemez” diyen HDP’lileri gayet iyi anlıyorum da ‘şu aydın’ takımını anlamıyorum.
Aralarında bu toplumun tez, proje, fikir, çözüm üreten ‘değerlerine karşı’ keskin saldırılar savuran bazı isimleri de bu dağ kadrosunun hayranları arasında görünce doğrusu öfkem daha da artıyor.
Ne hale geldik diyorum kendi kendime.
Biz de mi kendimize bir Kandil bulup çözümü orada arasak!
[[Muharrem Bayraktar, http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12014155]]
(Ref: ÖNCE VATAN_Süfeyla Şahin, Haber/Basın)

4 Haziran 2015 Perşembe

Turan Akıncı; K-ANAL İSTANBUL & 100 yılın procesi

K-ANAL İSTANBUL
Türkiye dört yıl evvel seçimlere gidiyor.
Gün 27 Nisan 2011.
Sütlüce’deki Haliç Kongre Merkezi.
Her taraf süslenmiş....
Büyük bir gösteri
‘’Kanal İstanbul’’ açıklanıyor.
Yüzyılın projesi.
Herkes havalarda.
Müzikler çalıyor.
Multivizyon gösterisi.
En ön sıra tüm akepe müteahhitlerine ayrılmış.
Saçlar jölelenmiş.
İnek yalamış durumları.
Projeyi duyan havaya kalkıyor.
Müthiş.
Dehşet.
Çılgın Proje.
Bu ülkeyi kurtaracak proje.
İktidar lideri lacivertleri çekmiş.
Açıklıyor.
Bakanların ağzı kulaklarında.
Beşlik simit gibiler.
Fatih çağı değiştirmişti.
Usta da çağı değiştiriyor.
Ustanın beyaz atı eksik.
O Bayrampaşa'daki at puşt olmasa idi.
Şimdi sahneye at ile çıkacaktı.
Gel de sevinçten ayran içme.
Ülke havalarda,
Boru değil.
Yüzyılın kaderi değişiyor.
Çemişgezek’teki Osman Amca,
Bile mutluluktan uçuyor.
Rize Hemşin’deki Hafize teyze çıkmış meydana,
Horon oynuyor.
Müteahhitin biri hemen sallıyor.
Ben hemen on bin daireye başlarım.
Diğeri cevap veriyor.
Sen çocuk musun 30 binden az olmaz.
Deniz manzaralı dairenin metrekaresine 6 bin çekeriz.
Başbakan açıklama yapıyor.
Bu proje benim Çatalça’ya hediyemdir..
….
Bir de Teknik bilgileri verelim
Kanal 40 km olacak
Kanalın eni 150 metre.
Boğazın en dar yeri Hisarlar arasıdır.
O da 700 metredir.
Derinlik 25 metre.
….
Seçim bitiyor.
Kanal İstanbul sayesinde oylar geliyor.
Vatandaş zokayı yutuyor.
Projeyi yapanlar proje ile yabancı bankalara gidiyorlar.
Yüzyılın projesine finansman lazım.
Acaba hangi bankayı seçsek.
Gavurlar paranın tadını aldılar.
Şimdi kuyruk olurlar.
Bunlar böyle köftedir.
Artık kimse Türkiye’yi tutamaz.
Avrupa’yı falan katlarız.
….
Bankacılara büyük sunum yapılıyor.
Bakalım şanslı bankalar hangisi olacak.
Bankalar projeyi dinliyorlar.
Suratlar grileşiyor.
Sorular var mı? 
Diye Bakan soruyor.
Bankacı çekingen kısık bir sesle soruyor.
Proje çok güzel, ama para nerede?
Kanalın geliri ne?
Bakan diyor ki: Gemiler geçecek.
-Bedava Boğazdan geçmek var iken buraya,
-Niye para ödesinler.
-Çünkü gemicilik ticari bir hizmet.
- Ama biz evler yapacağız.
-AVM falan inşa edeceğiz.
-Ev yapacaksanız, kanal kazmanıza ne gerek var.
-Ama evler deniz manzaralı olacak.
Sonuç 
Dünya’da hiçbir banka bu projedeki cevheri göremiyor.
Bankacılar zaten kördür.
Projenin hikaye olduğu ortaya çıkıyor.
Vuslat yandan fıslat.
Ama Zeki Türk Halkının projeden umudu var.
….
Bu arada bir bilim adamı çıkıyor.
Böyle bir şey olursa, Karadeniz’de su kalmaz.
Ekoloji bozulur.
Aynı gün bilim adamı susturuluyor.
Hacettepe Üniversitesi’nde Cemal Saylam çıkıyor.
Bu kanal Marmara’nın ekolojisini bozar diyor.
Utanmadan bir de kitap yazıyor.
Sanki bu konuyu araştırmak üstüne vazife.
Herif örgüt mörgüt.
Sokacaklar içeri.
Görecek anasının Ergenekon’unu.
Tesadüf herif bu işte otoriteymiş.
Bir şekilde sesi kesiliyor.
….
2015 seçimlerinden evvel usta bitirecek.
Diğerleri konuşur.
Akparti yapar.
…..
Geçen gün araba ile o Çatalca’dan geçiyordum.
İnşaat tabelasını gördüm.
Tabela unutulmuşluktan eskimiş.
Kanalın K sı düşmüş.
Tabela da kalmış
.anal İstanbul.
Acaba bu yeni ismi mi?
Bilmem, bir anlamı var mı?
Belki bilen çıkar?
Ben sadece tabelayı anlattım.
Gerisi beni aşar.








Lütfen paylaşın..........

15 Mayıs 2015 Cuma

CHP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı İlhan KESİCİ & Hakan ÇELENK

Kart faizlerini silmezsek ülke hapishaneye döner

15 Mayıs 2015
Yazı Boyutu:
CHP istanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı İlhan Kesici ile konuştuk. İlhan Bey siyaset sosyolojisinin en ağır konusu olan makro iktisadın harman olduğu alanda, devlet planlama işinde uzman. Röportaj öncesi sohbetimizde aslında sıkıcı sanılan ve çoğunlukla tablolarla anlatılması gereken ekonomik konuları siyasetçilerin anlatma güçlüğünden bahsettik. İlhan Kesici “Kadim Anadolu filozofları zaten bunları anlatmış. Halk iyi bilir. Öyle anlatırım, anlar” dedi. Nasıl yani “Ekonomi tabloları, demokrasi meseleleri ile edebiyat ve halk deyişlerini bir araya mı getireceksiniz?” dedim. “Elbette, hodri meydan” dedi. Bu meydan okuma üzerine İlhan Kesici’nin binlerce kitap olan evinin kütüphanesinde söyleşiye başladık.


“Böyle giderse sosyal patlama olur” demiştiniz. Bunun iktisadi mantığı, bir grafiği var mı? 

Olmaz mı? (Hızla notlarını karıştırıp tablosunu çıkarıyor). 2003’te hane halkının 4 milyar dolar borcu vardı. Hane halkı denilen sen, ben. Şimdi hanenin borcu 155 milyar dolar. Kemal Bey “Kart borç faizinin yüzde 80’ini sileceğim” dedi. Sebebi şu: 550 bin insan borç yüzünden mahkemeye düşmüş. 432 bin kişinin hapis cezası kesinleşmiş. Adam borcunun faizi yüzünden cezalı. Mevzuata göre hepsi hapiste olmalı. Fakat hapishanelerin kapasitesi 155 bin. 432 bin insanı hapishaneye koyacak yer yok. O yüzden henüz hapse de atamıyorlar. Şimdi adam borcunu hapishanede mi rahat öder yoksa dışarıda işini yaparak mı öder? Ferahlatmanız lazım. Bu kadar mahkumla hiçbir ülke huzurlu gitmez. Ülke hapishaneye döner. Sosyal patlama riski var, bunu çözmeliyiz. Bu 432 bin insanı hapisten kurtarmak şart. İktidar riski göremiyor.

KURUN ACISI SONBAHARDA ÇIKAR, CHP iKTiDARI GEREKLi 


 “6-8 ayda kur farkının etkisi hissedilir” diyorsunuz. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? 


İthalattaki kurun etkisi şöyle olur. Diyelim ki 200 milyar dolar. Onun ara malı ne kadar? 100 milyar dolar. 100 milyar dolarlık ithalat yapacak. Mamul üretecek. Siparişi verdi, dakikasında gelmez, deposuna geldi üretime girdi. Bütün bu tabloları “6-8 ayda etkili olur” cümlesini kurmak için inceliyoruz. Sonbahardan itibaren kurun ne tür bir bela getirdiğini Türk tüketicisi ayan beyan görür. Bu ülke yönetimiyle o aylara girmemeliyiz.

ESNAFA VE KOBİLERE YENİ DÜZENLEME GÜVENCESİ 

 Asgari ücreti 1500 liraya çıkarmak KOBİ’leri esnafı üzer mi? Risk değil mi?
Esnafın, KOBİ’lerin bir endişesini haklı görmek lazım.“Kavurganın yananı sıçrar” denir. Ürkütücü bir durumdan en çok zarar göreceklerin sesini yükseltmesini anlatır. Benim kız kardeşim var Sivas’ta, eczacı. Onun yanında çalışanlar var. Sıkıntıyı bilirim. KOBİ’lerin esnafın ödediği pirimlerde kolaylaştırma yapmak lazım. Bu işi bilen adamlar bakar, ince hesap yapılır. Türkiye iyi yönetilirse çok iyi ekonomi bürokrasisi vardır. Biz yönetiriz. Ayrıca parayı ister emekliye, ister asgari ücretliye verelim. Bu para, ertesi sabah bakkala kasaba manava gider. Ayda 100 bin lira kazanana 10 bin lira daha ilave etsen, o tüketime girmez. Ama 1000 lira alana 500 lira daha verdiğin zaman, kasabın manavın önünden geçerken dik yürümek isteyecektir. Zaten verilen paranın 3’te 1’i devlete tüketimle vergi olarak dönüyor. Devlet hazinesinde pek sıkıntı yaratmaz. Bakın bütçe burada (2015 bütçe kitapçığını gösteriyor. Üzeri Kesici’nin aldığı sayısal notlar ve hesaplarla dolu). Bunda oynama hakkı var. Ekonomi nasıl çalışılır anlatayım: “At oynamış yonca tarlası” derler. İşte böyle bu tabloyu karaladık. Esnafı da kavurga gibi yakmayız.

 Cumhuriyet merhemimiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ekonomik olarak nasıl bakıyorsunuz? 
Türkiye Cumhuriyeti, son 200 yıllık yenilmişliğimiz, itilip kakılmışlığımız, geri kalmışlığımıza karşı çare olarak ancak 100 sene kafa patlatarak bulabildiğimiz merhemin adıdır.

YEDiĞiN HURMANIN BiR YERDE ACISI ÇIKAR 

 Dış ticaret açığından neden şikayetçisiniz?

Sorun halka yansımıyor. Neden sorun olsun ki? Önümüzdeki yıl hissederiz. Bu soruya cevabın özlü sözü şu olsun: Bir zamanlar yediğin hurmanın bir yerde acısı çıkar (Halk deyişi).

 Emeklilere iki ikramiye verip bizi batıracak mısınız? 

Allah Allah! Türk ekonomisini hani IMF’ye 5 milyar dolar borç verebilecek bir ekonomi haline getirmiştiniz? Bu nasıl böyle bir şey ki ‘Emeklilere iki maaş bayram ikramiyesi verelim’ denince birden bire nasıl “Ekonomi batacak, ekonomi çökecek, ülke yeniden IMF’ye muhtaç hale gelecek” oluyor?

‘Babacan vahim konuşuyor’



Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Eğer bu zayıf tablo sürerse demokraside ve ekonomide bugünleri bile mumla ararız” sözlerini İlhan Kesici şöyle eleştiriyor: “Babacan 13 yıldır görevde. Demokrasi dışına çıkılma ihtimaline karşı ne yaptığını da izah etmeli. Bu sözler gerçekten çok vahim ve endişe verici.”

EKONOMİ HALİL İBRAHİM BEREKETİ YAŞAMIYOR

AKP iktidara geldiğinde özel sektörün dış borcu 43 milyar dolarmış. Şimdi 6.5 kat artmış 278 milyar dolar. Bu ne oldu? Şimdi kur 2 liraydı 2.70 oldu değil mi? Bu borcu ödemek için Türk Lirası kazanıyor. Dışarıya dolar ödüyor. 2 lirayken adamın borcu, Türk Lirası cinsinden 560 milyar liraydı. Kur 2 ayda 2.70’e geldi. Şimdi borcu 760 milyar lira. Para harcamamış, hiç kabahati yok. Ne Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası tartışmasının içinde ne de Babacan-Davutoğlu kavgasına dahil. Hiçbir şeyle alakası yok, borcu 200 milyar lira artırdılar. O yüzden bu devam edemez. Bakın grafikte en başta. Kamunun borcu 107 imiş, 398 milyar dolar olmuş. Buraya yazıyorum (Kalemimi alıp elindeki tabloya yazıyor): “Borç batağı.”Biz bolluğa “Halil İbrahim bereketi” deriz. Görüyorsunuz tabloyu. Bunlar hep borç. Şöyle demek gerekir: “Bazılarının sandığı gibi ekonomimiz Halil İbrahim bereketi yaşamıyor.”

SEN GİT DERDİNİ BLOOMBERG'TE ANLAT! 


 Ekonomiye uluslararası güven ne durumda?

Durun şurada tablom var. Bu da dünyanın “en sefil ekonomisi listesi.” Bizi en kötü 7’nci ekonomisi gösteriyor. Bu tabloyu Bloomberg yapmış. Tüm dünya buna bakar. Bunlar çok ciddi. Bunu muhalefet söylese dersin ki “Muhalefet işte”. Ey falan diyorlar ya. Sözün özü şu: “Git kardeşim derdini git Bloomberg’e anlat.” (Bloomberg, dünyada yatırımcıların en çok takip ettiği uluslararası ekonomi yayın kuruluşu).

Tam bir kitap kurdu 


İlhan Kesici beni binlerce kitabın olduğu kitaplığınnda gezdirdi. Masalar, sehpalar İlhan Kesici’nin okuduğu kitaplarla dolu. Kitap sayfaları didik didik edilmiş notlar ve altı çizilmiş satırlarla dolu. Güncel kitapları hemen okuyor. “En son okuduğunuz kitap nedir?” diye sorduğumda sehpadaki iki kitabı çıkardı ve sabırsızca şöyle dedi: “Sen gelmeden Taha Akyol’un ‘Türkler ve Ermeniler’ini bitirdim, söyleşiden sonra Ertuğrul Özkök’ün ‘Tuhaf Bir Çocuğun Fevkalade Anıları’ romanına başlayacağım.”

İlhan Kesici kimdir?



1948 Sivas Zara doğumlu. Lise eğitimini Sivas’ta tamamladıktan sonra ODTÜ İktisat’tan mezun oldu. Uluslararası kurumlarda çalıştıktan sonra Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yaptı. 1999’da ANAP, 2007’de CHP’den milletvekili seçildi.

DEYİŞLERLE EKONOMİ- POLİTİK


İlhan Kesici’nin siyasi olguları halk deyişi ve özdeyişlerle yorumladığı bazı örnekler:

1. Ekonominin acıklı durumu için: Hesaba bakhiram Hacc lazım olmuş / Cüzdana bakhiram zekata muhtaç. (Erzurum şivesi).

2. Ekonomi, demokrasi, İç Güvenlik Yasası ve otoriterleşme için: Tek başıma olsam Şah’a, Sultan’a kul olmam / Viran olası hanede evlad-ı ıyal var / (Neyleyeyim ki evde geçindirmekle yükümlü olduğum aile var. Yoksa ben yapacağımı bilirdim). Vallahi Bey’im boynuna, bu işte vebal var. (Aşık Dertli Divanı)

3. İktidara dalkavukluk edenler için: Meşhurdur ki fisk ile olmaz cihan harap / (Dünya zulümle, günahkarlıklarla filan harap olmaz.) Eyler ânı müdahene-i âliman harap / (Dünyayı zulümedenden daha beter eden, alimlerin ve önde gelen şahsiyetlerin hükümetlere dalkavukluklarıdır).,

 Tanzimat Sadrazamı İzzet Molla’nın sözü. 4. İktidarın mağduru oynaması için: Kurt ile yer, çoban ile ağlar. (Anadolu deyimi)

24 Nisan 2015 Cuma

Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" Cilt: I & II,

“Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım,
sen olmasaydın ben günahta kalırdım;
sen olmasaydın ben karanlıkta
kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın
dışında kalırdım.”  derdim.
Tanıştığımız ilk günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmamıştık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip “Hakka yalnız yürünür “ dedin. Ve beni karanlıkta bıraktın. Yolun Allah’ın rahmetiyle dolsun, yardımcın hazreti Muhammedin şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun. Birbirini seven iki kişiden birinin ölmesi, önden gidip diğerini beklemesidir.




















                           ERİŞİM, İLETİŞİM, VE "KİTAP İSTEK" BİLGİLERİ
BU KİTAP "TARİHE NOT DÜŞMEK İÇİN" YAZILMIŞTIR. BU NEDENLE ÜCRETSİZDİR
Ertuğrul MAT, Avukat - 14. Dönem Bursa Milletvekili
                  Nasuh Akar Mahallesi 1407. Sokak, Dostlar Sitesi A-Blok, No: 5/15 - Kat: 1                         06520 - Çankaya / ANKARA
TEL:  0312 28512 51  -  FAKS:  0312 286 63 25
GSM:  0 532 261 99 90  -  e.MAİL:  ertugrulmat@gmail.com
SUNUŞ
Bu kitapta, son elli yılın Bursa’sından, Bursa’nın politik yapısından, bazı Bursalı politikacı çehrelerinden kesitler bulacaksınız. Bursa’da 1962’de başlayan demokrasi yolculuğumuzun hikâyesini, tabii ki kendi görüş ve yorumlarımızla anlatmaya çalışacağız. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra 1961 de başlayan seçimlerden bugüne, demokrasiye ulaşmaya çalışıyoruz. Kâbe’ye doğru yola çıkan karınca misali, tam demokrasiye ulaşmanın kolay olmadığını bile bile bu yola çıkmış, bu yolda ölmeyi göze alınışın hikayesidir bu.
İnsanların geçmişlerine projektör tutulmasından hoşlanmadıklarını, kendimden biliyorum. Bu yüzden  geçmişteki son elli yıla tutulan projektörün aydınlattığı olayların, sadece bazı dostların veya bazı karşıtların çehresini değil; aynı zamanda,  ayna karşısında gördüğüm  çehrenin geçmişini de aydınlatıp, bana göstermesini  istedim.
Politika sadece partiler arası bir kavga değil, aynı zamanda parti içi bir kavgadır da. Bu yüzden değirmen  gibi dost ve dostluk öğütür. Beraber yola çıktıklarınızla, yolun sonunda, bir gün yarışmak mecburiyetinde kalır; kazanma ve daha öne geçme hırsıyla politikanın gereği gibi görünen şeyin, karakteriniz, ahlaki kurallarınız ve inançlarınız üzerinde ne kadar tahripkâr bir tesir icra ettiğini, o projektörün  aydınlattığı  sizin ve arkadaşlarınızın geçmişinde görürsünüz.
Politikada yaşadıklarımız anlatılırken bazı eski dostlara haksızlık yaptığımızı düşünmeyiniz; niyetimiz Onların veya bazı karşıtlarımızın hatıralarını zedelemek değil. Çünkü anlatılan, politikacının kirliliği değil; politikanın insan karakterleri üzerindeki tesirleridir.
Yarım asrı aşan bu süreç içinde Bursa’yı parlamentoda temsil etmek şerefine 135 milletvekili ve 8 senatör ulaşmıştır.  Lütfen bir düşününüz, kaçını hatırlıyorsunuz? Unutmayınız,  hatırlananlar, iz bırakanlardır. Bana göre, 1980 öncesinden İhsan Sabri Çağlayangil, Şeref Kayalar,  Ahmet Türkel, Mehmet Turgut, Kasım Önadım, Cemal Külahlı,  Barlas Küntay,  Sadrettin Çanga, İbrahim Öktem. 1980 sonrası dönemden ise, Turhan Tayan, Cavit Çağlar, Mehmet Gazioğlu,  Abdülkadir Çenkçiler,  Fethi Akkoç, Ertuğrul Yalçınbayır, Faruk Çelik ve Bülent Arınç iz bırakanlardandır.
Politikada, parti içi mücadele dengelerinin neticesinde, bazıları parlamentoya birkaç dönem gitmek fırsatı bulurlar. Ama renksiz oldukları için iz bırakmazlar.  Az seçilenlerden bazıları da, Kemal Paşazadenin Yavuz Sultan Selim için söylediği gibi, “ikindi güneşi gibi,  ömürleri az,  gölgeleri uzun ” olanlardır. Tarih çok seçilenleri değil, iz bırakanları yazar.
“ Ya sen? ” diyecek olursanız. Bilmiyorum.
Bazen kendi kendime, “ Eğer  parlamentodan ayrılmandan tam kırk sene sonra, Bursa basının Erdal Özdür,  Ahmet Emin Yılmaz, Dr. Murat Kuter gibi usta kalemleri senden  bahseden yazılar yazıyorsa   “ diye düşünüyor, mutlu oluyorum . Bazen de , “ Bursa Ansiklopedisini yazmak iddiasını taşımış bir kalem, ‘Ertuğrul Mat-Avukat-Bursa Milletvekili-Emlakçı-Silahlı saldırıya uğradı-Yaralandı. 20 Ağustos 1975'te Hürses 'i yayımlamaya başladı 16 Şubat 1976'da gazetesinin adını “Milletindir Hakimiyet olarak değiştirdi’ diye yalan yanlış hatırlıyor, seni emlakçı Necati Sevinç ve çıkarmaya çalıştığı gazetelerle karıştırıyorsa;  Millet Gazetesini de, sadece Kamil Koç’un  bir gazetesi olarak yazıyor, ilk yazısı  15 Haziran 1962’ de neşredildikten sonra on seneye yakın bir zaman köşe yazısı yazmış, siyasi polemiklere imza atmış, Mehmet Ohri’den sonra yaşayan en yaşlı  basın mensubu olmana rağmen gazeteci sayılmıyorsan , Mutlu olmaya hakkın yok ‘ diyor ve hayıflanıyorum. Sonra arkama dönüyor, gölgeme bakıyorum; gördüklerimi, size de bu kitapta  gösterebilirsem, Ertuğrul Mat’ın gölgesinin uzun mu, kısa mı olduğuna kendiniz karar verirsiniz. Saygılarımla., Ertuğrul MAT
BURSA GÜNLERİ
Bursa’da Kendime Yeni Bir Siyaset Dünyası Kuracaktım...
Askerlikten tezkere alıp İstanbul’a döndüğümde, Yassıada davaları devam ediyordu. Siyaset arkadaşlarımın bir çoğu ya Balmumcu’ ya tıkılmış,  ya da memleketlerinde soluğu almışlardı. İstanbul’da yapayalnız kalmıştım. Oysaki siyaset yalnız yapılmazdı.
Ben de Sezar’ın, “ Roma’da üçüncü olmaktansa, Galya’da birinci olurum”  sözünü hatırlamış, Bursa’ya gitmeye karar vermiştim. Orada kendime yeni bir dünya kuracak,  yeni, mücadele arkadaşları edinecektim. Bursa’da teyzemler ve dayımlardan başka kimseyi tanımıyordum. Kader bu ya, teyzemin çocukları Adalet Partisi’ni,  dayımın çocukları da CHP’ni tutuyorlardı.
Teyzemin oğlu Recep Barışıcı hayata pozitif bakar,  insana enerji verirdi. Bursa’da siyasi ve adli dünyada yer almamda çok tesiri olmuştu. Siyasetle fiilen ilgilenmezdi amma,  siyaset dışı hayata bakışımız birbirine çok benzerdi. Aşka inanır,  “ aşk için yaşanır” diyen romantiklerdendik. Bu inançlarımızla mutluluğu da yakalamıştık. . Teyzemin diğer oğlu Rüştü o günlerde İstanbul’da okuyordu. İlerde siyasetle meşgul olacak, Bursa Belediyesi ve Bursa Ticaret Odası Meclis’lerinde kendisine saygın bir yer edinecekti.
Dayımın büyük oğlu Nurettin Ağabey hem CHP içinde bir ağırlığa sahipti,  hem de CHP’yi tutan Yeni Ant Gazetesinde Bedii Faik, Doğan Nadi tarzında bir iki cümlelik küçük fıkralar yazardı. Bursa günlerimde dayızadelerimle sık sık bir araya gelir,  aile bağlarının siyaseti dışarda bırakan gücüyle güzel anlar yaşardık.
O zamanlar Bursa’da ipek kozaları vardı. Zamanı gelince Koza Han’da kozalar sergilenir,  bir nevi koza borsası kurulurdu.
İpek böceği(tırtıl) kozasını ördükten sonra, kozayı parçalayıp dışarı çıkar. Koza parçalanınca ipek iplikleri ziyan olur. Bunun için ipek böceğinin (tırtılın) kozayı parçalamasına imkân vermeden, kozalar sıcak suya atılıp içindeki ipek böceği öldürülür. Ben de bir dut yaprağındaki tırtıl gibi, tek başıma Bursa’da siyasi kozamı örecektim. Önemli olan, politikanın kaynayan kazanında yanmadan, ördüğüm kozadan çıkıp Bursa politikasında yer almaktı.
Bu kitapta,  tek başına siyasi kozasını örmeye çalışan genç bir avukatın “ Bursa Günlerini”  okuyacaksınız.
“ Bursa’da zaman”  sadece “ Eski bir cami avlusu” nda oturmak ve “ Mermer  şadırvanda şakırdayan “  su sesini dinlemekle geçmemişti. Parti içi kavgalar,  yakanıza yapışan savcılar,  sırtınızı yere yapıştırmaya çalışan yazarlar,  en mühimi de,  dost bildiklerinizin sırtınıza sapladığı “ kara saplı bıçaklar” vardı bu zaman dilimi içinde. 
Bitmeyen bir saygı ve ve bitmeyen bir aşk!.
Erdal ABİ / erdalozdur@bursahakimiyet.com.tr
Sevgili Karım Fatoş'a
Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım, sen olmasaydın ben günahta kalırdım; sen olmasaydın ben karanlıkta kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın dışında kalırdım.
Fatoş'um;
Birbirimizi tanıdığımız günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmadık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip, "Hakka yalnız yürünür" dedin.
Yolun Allah'ın rahmeti ile dolsun, yardımcın Hazreti Muhammed'in şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun.
1962 yılı benim hayatımın en güzel hadiseleri ile doludur. 15 Haziran 1962'de Bursa Hakimiyet'te ilk köşe yazım çıkmış, 2 Aralık 1962'de Bursa'da stajımı bitirip yazıhane açmış ve avukatlığa başlamıştım.
Ve bunlardan daha da önemlisi 12 Aralık 1962'de Fatoş'la tanışmıştım.
Artık sadece gazeteye makale yazmıyor, İstanbul Laleli'deki Güneş Kız Talebe Yurdu'nda kalan Tıp Fakültesi talebesi Fatoş'a da mektuplar yazıyordum.
O zamanlar, şimdiki gibi cep telefonları, 'Seni seviyorum' diye atılan SMS'ler yoktu. Heyecanla beklenen postacılar vardı.. Postacının uzattığı mektup zarfını görünce yüzlerde açılan güller ve açılan mektuptaki okunan her satırın, her kelimenin, her harfin mutlu ettiği gönüller vardı.
Hala duruyor o mektuplar ama açıp tekrar okuyamıyoruz.
Çünkü hergün birbirimize söyleyecek, bugüne kadar  hiç söylemediğimiz yeni sözler buluyoruz.
Bundan da hiç usanmadık. O mektuplar bir daha açılmadan, bizimle birlikte ebediyete intikal edecek."
Üstte okuduğunuz bu duyarlı satırlar doruklarda yaşanan ve bitmeyen bir sevgi ve saygının kahramanlarından olan, yıllar   öncede Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazılarıyla büyük ses getiren, 14. Dönem Adalet Partisi Bursa Milletvekili avukat Ertuğrul Mat'ın anılarını yazdığı kitabında yer alacak..
Mat'lar  yaşam ve mücadeleleriyle çevreye örnek mutlu bir çiftti.
Ertuğrul Mat, bir anı kitabı yazıyor..
Fatma MAT & Ertuğrul MAT
Kitap bitmek üzereyken eşi vefat etti. Şimdi kitabın ilk sayfasında yer alacak üstteki bu yazı da sevgili eşi rahmetli Fatma Mat'a bir ithaf...
Ertuğrul Mat, Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından sonra yakın dostu Ahmet Cenkçiler'le satın aldığı Millet Gazetesi'nde de başyazarlık yaptı. Eşi rahmetli Fatma Mat gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü üstlenmişti..
Fatma Mat, Bursa'da bir gazetenin 'ilk kadın yazı işleri müdürü' olarak sorumluluk üstlendi. Günlük gazete, Bursa'da ilk kez 6 sayfa yayınlanan etkin bir yayın organı   olmuştu.
Millet Gazetesi'nde çalıştığım dönemlerde benim de Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan Fatma Mat son derece mütevazı yapısıyla büyük bir saygı, sevgi görürdü.
Bursa basınında 'ilk kadın yazı işleri müdürlüğü' yapan Fatma Hanım eşinin milletvekili seçilmesiyle başkente taşındı ama Bursa'da çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında görev yaptığı arkadaşlarını unutmadı. Ertuğrul Mat'a ve tüm tanıyanlarına başsağlığı diliyorum.  Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...   

HAKSIZ ÇIKAR sağlama amaçlı çok büyük bir YALAN, insanlık dışı İFTİRA ve GASP-İRTİKAP ve nitelikli sahtekârlıkla yayılan FURYA....



17 Nisan 2015 Cuma

DUYURU VE DÂVET ::: O. Mümtaz ÇAPÇI, TEMAD Şube Başkanı & Mahmut ÖZYÜREK, Ulusal Eğitim Derneği Şube Başkanı; Konuşmacı: Arslan BULUT,

DUYURU & DAVET
Emperyalizmin büyük tarihi yalanlarından biri olan sözde “ERMENİ SOYKIRIMI” yasası Avrupa Birliği Parlamentosunda 14 Nisan 2015 günü kabul edilmiştir. Bilindiği üzere Ermeni ÖRGÜTLERİNCE 24 Nisan “Ermeni Soykırım Günü” olarak anılmaktadır.
Diğer yandan özellikle son 14 yılda “ULUSAL EGEMENLİĞİMİZ” Batı’nın ve özellikle AB-ABD’nin vesayeti altına sokulmuştur.
Hangi gerekçe ile olursa olsun ULUSAL EGEMENLİĞİNİ yitiren uluslar yok olmaya mahkûmdur.
Türk ulusu böylesine yıkıcı ve yok edici uluslararası bir plan ve tertiple karşı karşıyadır.
Soylu Türk ulusunun bir bireyi, Milli bir örgütün sorumlusu olarak sizi ve üyelerinizi;
BU TEHDİT VE TEHLİKENİN NASIL BERTARAF EDİLEBİLECEĞİNİ KONUNUN UZMANLARINDAN BİRİ OLAN ARAŞTIRMACI – YAZAR SN. ARSLAN BULUT’UN DA KATILIMI İLE TARTIŞMAK ÜZERE DAVET EDİYORUZ.
24 Nisan 2015 Cuma Günü Saat 20.00 de Isparta Öğretmen evi konferans salonunda Sn. Arslan BULUT’UN katılımları ile yapılacak KONNFERANS VE SÖYLEŞİYE katılmanız dileği ile saygılar sunuyoruz.
O. Mümtaz ÇAPÇI                                            Mahmut ÖZYÜREK
TEMAD Şube Başkanı              Ulusal Eğitim Derneği Şube Başkanı