4 Ağustos 2015 Salı

Depreme Hazır Mıyız?, Cemal Haki (Derleme-Belgesel, Can Dündar)

Depreme Hazır Mıyız?

17.08.1999'daki depremde henüz 15 yaşındayken kaybettiğim kuzenimin anısına...
Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Depremle yaşamamız gerektiğini bildiğimiz halde, depremde can kayıpları niçin yaşanmaktadır? Şüphesiz bunda doğru bilinen yanlışların payı büyüktür. İşte deprem hakkında doğru bilinen yanlışlar ve hayat kurtarıcı tedbirler… 17 Ağustos depreminde depremden ötürü ölen kişi sayısı bilinenin aksine 1’dir. Arazide devreye gezen bir güvenlik görevlisi açılan fay hattına düşerek ölmüş ve kayıtlara depremin sebep olduğu bir vaka olarak geçmiştir. Diğer tüm ölümlerin kaynağı insan ve yapı kökenlidir.Her doğal afet gibi depremle de hiç ummadığımız bir anda karşılaşabiliriz. Önemli olan, depremle yaşamayı öğrenmek değil, depremden korunma yöntemlerini de doğru bir şekilde öğrenmek ve bu bilgiyi güncellemektir.Deprem, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi ülkemizde de felaketlere ve çok sayıda can kaybına sebep oluyor. Bundan çok kısa bir süre önce Van depremiyle de benzer bir acıyı yaşadık. Pek çok insanımız bu felakette hayatını kaybetti.Peki, depremle yaşamamız gerektiğini bildiğimiz halde, depreme yine niçin hazırlıksız yakalandık?Öncelikle depremden korunma yöntemleri hakkındaki yanlış bilgilerimizi gidermemiz gerekiyor. Bu noktada çok sayıda, doğru bildiğimiz yanlış bulunuyor. Elbette ecelin önüne geçilemez. Fakat, depremden korunma yöntemleri sayesinde kendimizin yanı sıra daha fazla hayat kurtarabiliriz. Bu noktada yapılması gereken; depremin maddi zararlarına karşı mücadele etmekten çok, önce zihinlerdeki yanlış metotları düzelterek hayatta kalmaya çalışmak… Felaketin ilk anını başarıyla tamamlayabilirsek, sonrasında mutlaka kurtarma ekipleri yardıma koşacaktır.Peki, bu “doğru bilinen yanlış metotları” nasıl düzelteceğiz? Halk arasında ezberlenen ama bilimsel olarak karşılığı olmayan bu korunma yöntemlerinden kendimizi nasıl arındıracağız?
Yanlışlar ve Doğruları
Deprem sırasında hayatını kaybedenlerin hemen hepsi, hiç kuşkusuz, aklına gelen ilk depremden korunma yöntemini uyguluyor. Uygulanan yöntemler yanlışsa, kurtulma imkânı var olsa bile bu ihtimal yitiriliyor. Lütfen dikkat! Basit tekniklerle hayatta kalabilmekten bahsediyoruz. Belki bir küçük hamleyle…Her an, her yerde karşılaşabilecek depremle yüzleşmeden önce ne yapılmalı? Öncelikle; deprem anına hazır olmak ve düzgün korunabilmek için mutlaka pratik yapılmalıdır. Evde, işte veya araçta depreme yakalanıldığında hazır olmak için planlı hareket etmek şarttır. Bunun için deprem anı ve sonrası için hangi tedbirler alınacaksa, çalışılmalı ve ortak planlar belirlenmelidir.Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi, “Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibi”nin kurtarma şefi ve afet olayları müdürü Doug Copp, depremden korunma yöntemleri üzerine hayat kurtaracak doğru tedbirleri bakın nasıl sıralıyor:
Asla Eşyaların Altına Sığınmayın!
Afet Koordinasyon Merkezi dâhil, pek çok uzman deprem anında “masanın altında girerek” korunmanızı söyler. Okullarda da yine sıraların hemen altına girmek öğütlenir. Doug Copp ise eşyaların altına sığınmanın sağlıklı bir korunma yöntemi olmadığını, hatta çok riskli olduğunu şöyle ifade ediyor: “Binalar çökerken basitçe çömelen ve korunan kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.”Sizce, dünyada ve en son karşılaşılan Van depremlerinde bu yanlış kurtulma metodu yüzünden kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Hiç şüphesiz pek çok hayatını yitiren insan deprem anında çevresindeki eşyaların altına sığındı. Hâlbuki belki daha planlı hareket etseler, kurtulabilirlerdi.
Panikle Dışarı Çıkmayın!
Biliyoruz ki, en ufak bir sarsıntıda dahi insanlar hemen dışarı çıkmak için hareketlenir, şuursuzca kurtulmak için bir yerlere kaçar. Hatta geçmişte artçı sarsıntı sırasında pencereden, balkondan atlayıp da kendisine depremden daha çok zarar verenler oldu. Bu noktada öncelikli hedef; deprem anında dışarı çıkmak değil, kendinizi güvende hissedeceğiniz pozisyonda ve konumda beklemektir.
Copp, bu konuda da deprem anında nasıl beklenilmesi gerektiği üzerine şunları söylüyor: “Kediler, köpekler ve bebeklerin hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında siz de bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk oluşturacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun. Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin (eller ile ense ve baş bölgesini koruyacak şekilde çöküp, kapanıp, ayaklar karına doğru çekilerek bir yere uzanma) pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın.” Bu şekilde deprem anında bulunduğunuz yapı/eşyadan faydalanarak başınızı ve vücudunuzu koruyabilirsiniz. En önemlisi hayatta kalma şansınızı artırmış olursunuz.
Uykuluyken Kaçmayın!
Uyku esnasında yakalanılan depremler için, yataktan kalkamayanların yorgan ya da battaniyenin altına girmeleri ısrarla tembihlenir. Bu sayede alınabilecek darbelerin azaltılması hedeflenir. Bu da doğru bir tedbirdir, ancak niçin bir felaketi yorgan ve battaniyeyle önlemeye çalışılsın?
Uyku esnasında depremle karşılaşıldığında; Copp, bakın hangi pratik yöntemi öneriyor: “Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa, depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.” Deprem anında, yorgan veya battaniyeye sarınmak yerine, yatağın yanına yuvarlanarak düşmek daha pratik ve güvenli değil mi?
Kiriş Altında Durmayın!İstanbul’da yaşanan son depremde çoğu insan kapı veya kiriş arasında kalarak korunma yöntemini seçti. Hatta kapı ve kiriş altında durmak en güvenli yer olarak halk arasında yayıldı ve bilinçlere yerleşti. Yetkililer de binalardaki kirişlerin yanında durmayı önerdi. Oysa Copp, kapı ve kiriş altına sığınmayı hiç güvenli bulmuyor. İşte Copp’un kapı ve kiriş altına sığınma üzerine söyledikleri: “Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür. Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!” Doğru diye bilinen yanlış sığınma yöntemleri de öldürüyor. Öyleyse bu durumda yapılması gereken kesinlikle kapı ve kirişlerden uzak durmak! Depreme karşı en uygun pozisyonu öğrenip uygulamaktır.
Merdivenlere Yaklaşmayın!
Herhalde depremi yaşayan herkes, deprem anının bitiminden saniyeler sonra merdivenlere koşmuştur. Oysa merdiven, asansör ve balkonlar en çok hasarın oluştuğu noktalardır. Öyleyse niçin güvenli bir noktaya sığınmak yerine bilinçsizce merdiven veya asansöre kaçılıyor? Dünyaca ünlü kurtarma ekibi şefi Copp, merdiven endişesinden bakın nasıl söz ediyor: “Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir ‘frekans aralığına’ sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesiyle çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.”
Aracı Terk Edin!
Deprem sırasında kontrollü bir şekilde binanın dışına çıkıp aracıyla uzaklaşmaya çalışan ya da aracında seyir halinde olanların hangi önlemleri alması gerektiğine dikkat çeken Copp, yaşananlardan örnekle şunları söylüyor: “Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır. Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.  Araçlarının dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında (kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç) 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu. Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kâğıdın olduğu ofisleri dolaşırken kâğıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.”Deprem Çantası
Kişisel Deprem Çantasında Bulunması Gerekenler:
* Su
* Enerji veren yiyecekler
* Yedek pilleriyle radyo
* Yedek pilleriyle fener
* İlk yardım çantası
* Kişisel, reçeteli ilaçlar  (Örneğin, kalp, damar, tansiyon, şeker ve hormon ilaçları.)
* Bir kat giysi
* Bir miktar para
* Çok amaçlı çakı
* Düdük
* Kalem, kağıt
* İçinde önemli telefon numaralarının, iletişime geçilecek kişilerin bilgilerinin, önemli evrakların fotokopilerinin bulunduğu su geçirmeyen bir dosya
Her altı ayda bir hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek tazeleriyle değiştirilmeli. Bu işlem yaz-kış saati uygulamasında saatlerin yeniden düzenlendiği hafta sonlarında yapılabilir.
Depremden Sonra
Deprem sonrasında, gaz, su ve elektrik tesisatı kontrol edilmeli ve gaz kokusu varsa vana kapatılmalıdır.  Kibrit ya da çakmak kullanmak, elektrik düğmelerine dokunmak yangına neden olabilir.
Deprem bölgelerine yapılacak yardımlarda hava koşullarına bağlı olarak battaniye, çadır, ısıtıcı gibi ekipmanlar tedarik edilebilir. Bu gibi durumlarda kriz masalarının yönlendirilmesine bağlı kalarak uygun ihtiyaçların gönderilmesi gereklidir. Örneğin daha önceki depremlerde halkımızın bu bölgelere kontrolsüz bir şekilde gönderdikleri gıda malzemeleri fazla gelerek çöpe atılmıştır. Deprem sonrası su ve tesisat eksikliğinden ötürü en önemli ihtiyaç hijyen malzemeleridir. Bu sebeple kriz masalarının da tavsiyeleri dikkate alınmalı ve tuvalet kağıdı, ped, çocuk bezi, ıslak mendil gibi hijyen malzemelerine öncelik verilmelidir. Ek olarak kurtarma ekipleri için gerekli malzeme eksikliklerinin giderilmesi hayat kurtarmada büyük kolaylık sağlayacaktır.
17 Ağustos ve diğer tüm depremlerde ölen vatandaşlarımıza rahmet Diliyoruz... Bu yazı internetteki bilgilerin derlenmesi ile oluşturulmuştur. Bilgilerin uygulanması ve paylaşılması hayat kurtarabilir. 
Belgesel:  17 Ağustos 1999  – Deprem Belgeseli (Can Dündar) Derleme: http://www.cemalhaki.com/deprem/ Cemal Haki

10 Temmuz 2015 Cuma

TİRAN; TOYNBEE’NİN KAYIP KİTABI…Yalçın KOÇAK

TOYNBEE’NİN KAYIP KİTABI…
"""KOÇAKLAMA""" 
BU KİTAP (VEYA BİLGİ NOTU) UNİVERSİTY OF CALİFORNİA KÜTÜPHANESİNDE BULUNMUŞTUR.
DİKKATİMİZİ ÇEKEN 100 CİVARI BU KİTABA YAPILAN ATIFTIR. HALA ÇALIŞAN VE ÜZERİNDE ÇALIŞILAN BİR ESER OLMASI DİLİMİZE ÇEVRİLMEMİŞ OLMASI DİKKATİMİZİ ÇEKMİŞTİR.
TOYNBEE’NİN TÜRK KARŞITI HASIMANE TUTUMLU YILLARIN DA YAZDIKLARIM DEDİĞİ MAVİ KİTAPLA AYNI YILDA YAZILMIŞ BU BİLGİ NOTUNDA YANLI BEYANLARI, YÖNLENDİRİCİ YALANLARI, YOK ETMEK İÇİN ÜRETİLEN BAHANELERİ, ADETA İSTEDİĞİ TARİHİ YAZMAK İÇİN KURGULANAN OYUNUN SENARYOSUNU FELSEFESİNİ GÖREBİLİYORSUNUZ. TARİHÇİLİKTEN FARKLILIĞI BUYMUŞ DEMEK TARİH FELSEFECİLİĞİNİN.
1918’de İstanbul işgaline gelen donanma içerisinde ABD gemileri de vardı, Komutanları Amiral Bristol’un adı 1920’de kuruluşuna çok emek verdiği Amerikan Hastanesine verilmiştir.
Boğazdaki işgal gemilerini gösteren fotoğraflarda hiçbir Amerikan gemisi görmezsiniz. Gelmediler mi hayır hepsi yerinde, fotoğraflardan silindiler. Amerikalıyı sevdirtmek için yapılan algı operasyonuydu.
Elinizdeki bu kitapta, İngiliz’i sevdirtmek için yok farz edilmiş, çevrilmemiş bir eserdir.
Toynbee’nin Türk ve Türkiye karşıtı (düşmanı) olduğu dönemde yazdığı bir kitaptır. Dostluk zamanım dediği dönemde yazdıkları hatırat gibi yazıtlarken bu okuduğunuz tamamen bir siyasetnamedir. Bir yol haritasıdır. Çağımızı dizayn edecek bir harita, proje çalışmasıdır.
Unutmayalım 33 yıl Karanlık masa’nın (Chatham House) başkanlığını yapan bir adamın bizim hakkımızdaki kitabıdır. Kendisi her ne kadar Ateist kitapsızsa da, yazdığı Kitaplar takipçilerince uygulanmaktadır.
O istihbaratta Enigmatik çağın başlangıç taşıdır.
Toynbee’den sonra, hiçbir olayın göründüğü gibi olmadığı, olayların bilindiği gibi gelişmediği, her saha uygulaması için; bir üst tasarıma ihtiyaç olduğu, Bu üst tasarımın güneş batmayan İmparatorluğun varlığının devamlılığını düşünürken Dünyanın karanlık tarafınında dizaynı konusunda Yükselen ve Alçalan Medeniyetler teorisinde vaziyet alması gerekliliğinin mucidi, fikir babası işte budur.
Bize Tiran diyen, bir kan emici, bir yok edici…
REFERANS & http://yalcinkocak.com/toynbeenin-kayip-kitabi/

3 Temmuz 2015 Cuma

BİR KEZ DAHA KASIMIZIN SON DAMLASINA KADAR!..

BASIN DUYURUSU 
BİR KEZ DAHA!
KASIMIZIN SON DAMLASINA KADAR!
İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
KAS HASTALARININ YAKASINI BIRAKMIYOR!
Kas hastalarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sokağa atılma girişimleri devam ediyor.
Son olarak 1 Temmuz 2015 günü Bakırköy Kaymakamlığı tarafından gönderilen yazıyla, derneğin
7 Temmuz 2015 Salı günü Saat:11.00 ‘e kadar kadar boşaltılması istendi!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2009 yılı Aralık ayında başlayan Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’ni bulunduğu yerden tahliye etme ısrarı aradan geçen bunca süreye rağmen devam ediyor.
Bilindiği üzere Aralık 2009’da İBB, İstanbul Yeşilköy’deki KASDER’in kiracısı olduğu ve üzerinde kendine ait üç katlı binasının bulunduğu 575m2 arsadan tahliye etmeye çalışmış, ancak kamuoyunun büyük baskısı sonucunda bundan vazgeçmişti. İBB başkanı Kadir Topbaş medya ve kamuoyuna yaptığı açıklamada, “bir hasta derneğini sokağa terk edemeyiz” diyerek tahliye kararını durdurmuştu. 
Buna karşılık aradan geçen süre zarfında İBB ülkede ne hale geldiği belli olan yargı(!) yolunu kullanarak tahliye yönündeki ısrarını sürdürmüştür.
08.06.1992 tarih ve 92/3137 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereği Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsünde olan ve bünyesindeki mesleki ve fiziki rehabilitasyon merkezi, psikolojik/sosyal rehabilitasyon hizmetleri, AB projeleri ve yürüttüğü pek çok sosyal projeyle kas hastalarının İstanbul’daki tek soluk alma mekanı olan KASDER bu girişimler sonucu Türkiye’deki tek merkezini kaybetmekle karşı karşıyadır.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne, bu insanlık dışı tutumundan vaz geçmeye, KASDER’in bulunduğu yerden boşaltma kararını durdurmaya, mahkemede açılmış olan tahliye davasından vaz geçmeye; kas hastalarının yakasından düşmeye davet ediyoruz!
Bilinmelidir ki;
Yaşadığımız genetik hastalıklar sonucu yürümekten, seyahatten, sosyal yaşamdan mahrum kalmış; eğitimden, sağlıktan, istihdamdan yoksun bırakılmış; hayatın binalara, evlere, odalara hapsettiği biz kas hastaları derneğimizin boşaltılacağı;
7 Temmuz 2015 Salı günü,
derneğimizin binasını korumak ve savunmak amacıyla
kendimizi binanın girişine zincirleyecek,
KASIMIZIN SON DAMLASINA KADAR
hasta derneğimizi terk etmeyeceğiz!
İstanbul’un tüm engelli ya da engelsiz sivil toplum örgütlerini, aydınlarını, duyarlı hekimlerini, gönül dostlarını, tüm temiz ve güzel insanlarını sesimize ses katmaya, kaslarımıza güç olmaya çağırıyoruz!
Türkiye Kas Hastalıkları Derneği
Tel: 0212 663 8686
0553 370 0698 – 0553 370 0699
Fax: 0212 663 0168

25 Haziran 2015 Perşembe

SELÂHATTİN DEMİRTAŞ: "HDP APTULLAH ÖCALAN'IN PROJESİDİR"

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (HDP) EŞ BAŞKANI SELÂHATTİN DEMİRTAŞ: "HDP APTULLAH ÖCALAN'IN PROJESİDİR!.." 
HDP 
SAFLARINDA YER ALAN ÜNLÜLER
HDP bu seçimde büyük bir sürpriz yaptı. ‘Dağ’dan beslenen bir parti olarak yüzde 13 oyla, 80 milletvekili çıkarmak büyük bir başarı. Parti kurmayları da biliyor ki sadece Kürt tabanından değil Türkiye’nin genelinden oy alarak bu orana ulaştılar.
HDP, PKK ile olan bağını kestiğine dair hiçbir açıklama yapmadı, dağdaki silahlı kadro için hiçbir eleştiride bulunmadı, PKK’nın eylemlerini eleştirecek hiçbir söz sarf etmedi; buna rağmen ‘Türk milleti’ onlara 80 vekil hediye etti!
Demokrasi böyle bir şey… İster beğenin ister beğenmeyin. Arkasında ‘silahlı bir güç’ olan parti seçime giriyor ve 80 vekil kazanabiliyor.
Silah ile demokrasi kelimeleri taban tabana zıt kavramlar olsa da, bu iki kavrama da eşit mesafede olan bir ideolojik yapı demek ki Türkiye’de ilgi görebiliyor.
Ve asıl üzerinde durmak istediğim konu ise toplumda aydın geçinen pek çok kişinin (ki bunların çoğunun Kürtlükle hiçbir alakası yok) göğüslerini gere gere HDP’ye oy verdiklerini söylemeleri. Bunların çoğu ise bir süre önce şu veya bu şekilde ya AKP’yi aktif desteklemişler ya da AKP medyasından çalışmışlar.
Mesele Nazlı Ilıcak, HDP’ye oy verdiğini göğsünü gere gere söyleyenlerden.
Mesela Ali Bayramoğlu açıkça okurlarını HDP’ye oy vermeye davet etti.
Mesela Oral Çalışlar HDP’ye oy verdi.
Mesela CHP’li İnal Batu’nun sanatçı kızı Pelin Batu ‘ailecek’ HDP’ye oy verdi.
Mesela sanatçı Nejat İşler, yazar Murathan Mungan, Vedat Türkali, hatta Aziz Nesin’in oğlu Prof. Dr. Ali Nesin de HDP’ye oy verdi.
Şair Asım Gönen’in HDP’ye oy verme gerekçesini hepimizi güldürecek cinsten şu cümleyle anlatıyor: “Anadolu halklarının, demokrasiye ihtiyacı olan herkesin, tüm emekçilerin kendisini ifade edebileceği tek parti HDP’dir.”
HDP’nin siyasi kimliğini ya da parti olarak aldığı oyları eleştiriyor değilim. Meydana çıktılar ve arkalarındaki ‘dağın’ desteğini gizlemeden, inkar etmeden Türk milletinden hem de ‘hayli meşhur’ kesimi de dahil olmak üzere yüzde 13 oy aldılar.
Peki, bu Nazlı Ilıcak’lar, Nejat İşler’ler, Ali Bayramoğlu’lar, Ali Nesin’ler, Pelin Batu’lar, Oral Çalışlar’lar ne ara ‘bölücü terör örgütünün’ siyasi uzantısının bu ülkeye gerçek demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik getireceğini inanmaya başladılar?
Önceden beri böyle miydi de bu sevdayı bizden gizliyorlardı?
Deseydiler ki “çözümü demokraside aradıklarını ve silahlı çözüme kesinlikle karşı olduklarını ilan etsinler biz de HDP’yi destekleyelim” bu kadar şaşırmazdım.
Türk aydınını tanımakta bir hayli zorlandım.
Seçilir seçilmez “artık kimse PKK’ya terör örgütü diyemez” diyen HDP’lileri gayet iyi anlıyorum da ‘şu aydın’ takımını anlamıyorum.
Aralarında bu toplumun tez, proje, fikir, çözüm üreten ‘değerlerine karşı’ keskin saldırılar savuran bazı isimleri de bu dağ kadrosunun hayranları arasında görünce doğrusu öfkem daha da artıyor.
Ne hale geldik diyorum kendi kendime.
Biz de mi kendimize bir Kandil bulup çözümü orada arasak!
[[Muharrem Bayraktar, http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12014155]]
(Ref: ÖNCE VATAN_Süfeyla Şahin, Haber/Basın)

4 Haziran 2015 Perşembe

Turan Akıncı; K-ANAL İSTANBUL & 100 yılın procesi

K-ANAL İSTANBUL
Türkiye dört yıl evvel seçimlere gidiyor.
Gün 27 Nisan 2011.
Sütlüce’deki Haliç Kongre Merkezi.
Her taraf süslenmiş....
Büyük bir gösteri
‘’Kanal İstanbul’’ açıklanıyor.
Yüzyılın projesi.
Herkes havalarda.
Müzikler çalıyor.
Multivizyon gösterisi.
En ön sıra tüm akepe müteahhitlerine ayrılmış.
Saçlar jölelenmiş.
İnek yalamış durumları.
Projeyi duyan havaya kalkıyor.
Müthiş.
Dehşet.
Çılgın Proje.
Bu ülkeyi kurtaracak proje.
İktidar lideri lacivertleri çekmiş.
Açıklıyor.
Bakanların ağzı kulaklarında.
Beşlik simit gibiler.
Fatih çağı değiştirmişti.
Usta da çağı değiştiriyor.
Ustanın beyaz atı eksik.
O Bayrampaşa'daki at puşt olmasa idi.
Şimdi sahneye at ile çıkacaktı.
Gel de sevinçten ayran içme.
Ülke havalarda,
Boru değil.
Yüzyılın kaderi değişiyor.
Çemişgezek’teki Osman Amca,
Bile mutluluktan uçuyor.
Rize Hemşin’deki Hafize teyze çıkmış meydana,
Horon oynuyor.
Müteahhitin biri hemen sallıyor.
Ben hemen on bin daireye başlarım.
Diğeri cevap veriyor.
Sen çocuk musun 30 binden az olmaz.
Deniz manzaralı dairenin metrekaresine 6 bin çekeriz.
Başbakan açıklama yapıyor.
Bu proje benim Çatalça’ya hediyemdir..
….
Bir de Teknik bilgileri verelim
Kanal 40 km olacak
Kanalın eni 150 metre.
Boğazın en dar yeri Hisarlar arasıdır.
O da 700 metredir.
Derinlik 25 metre.
….
Seçim bitiyor.
Kanal İstanbul sayesinde oylar geliyor.
Vatandaş zokayı yutuyor.
Projeyi yapanlar proje ile yabancı bankalara gidiyorlar.
Yüzyılın projesine finansman lazım.
Acaba hangi bankayı seçsek.
Gavurlar paranın tadını aldılar.
Şimdi kuyruk olurlar.
Bunlar böyle köftedir.
Artık kimse Türkiye’yi tutamaz.
Avrupa’yı falan katlarız.
….
Bankacılara büyük sunum yapılıyor.
Bakalım şanslı bankalar hangisi olacak.
Bankalar projeyi dinliyorlar.
Suratlar grileşiyor.
Sorular var mı? 
Diye Bakan soruyor.
Bankacı çekingen kısık bir sesle soruyor.
Proje çok güzel, ama para nerede?
Kanalın geliri ne?
Bakan diyor ki: Gemiler geçecek.
-Bedava Boğazdan geçmek var iken buraya,
-Niye para ödesinler.
-Çünkü gemicilik ticari bir hizmet.
- Ama biz evler yapacağız.
-AVM falan inşa edeceğiz.
-Ev yapacaksanız, kanal kazmanıza ne gerek var.
-Ama evler deniz manzaralı olacak.
Sonuç 
Dünya’da hiçbir banka bu projedeki cevheri göremiyor.
Bankacılar zaten kördür.
Projenin hikaye olduğu ortaya çıkıyor.
Vuslat yandan fıslat.
Ama Zeki Türk Halkının projeden umudu var.
….
Bu arada bir bilim adamı çıkıyor.
Böyle bir şey olursa, Karadeniz’de su kalmaz.
Ekoloji bozulur.
Aynı gün bilim adamı susturuluyor.
Hacettepe Üniversitesi’nde Cemal Saylam çıkıyor.
Bu kanal Marmara’nın ekolojisini bozar diyor.
Utanmadan bir de kitap yazıyor.
Sanki bu konuyu araştırmak üstüne vazife.
Herif örgüt mörgüt.
Sokacaklar içeri.
Görecek anasının Ergenekon’unu.
Tesadüf herif bu işte otoriteymiş.
Bir şekilde sesi kesiliyor.
….
2015 seçimlerinden evvel usta bitirecek.
Diğerleri konuşur.
Akparti yapar.
…..
Geçen gün araba ile o Çatalca’dan geçiyordum.
İnşaat tabelasını gördüm.
Tabela unutulmuşluktan eskimiş.
Kanalın K sı düşmüş.
Tabela da kalmış
.anal İstanbul.
Acaba bu yeni ismi mi?
Bilmem, bir anlamı var mı?
Belki bilen çıkar?
Ben sadece tabelayı anlattım.
Gerisi beni aşar.








Lütfen paylaşın..........