28 Ocak 2015 Çarşamba

MEDYANIN TARİHİ GELİŞİMİ Nevzat Laleli HAY-DER Gen. Başkanı

MEDYANIN TARİHİ GELİŞİMİ 
Nevzat Laleli
HAY-DER Gen. Başkanı
En güçlü silah, Medya kitabım (1)                                              
İlk insan Adem (a.s) dan bu yana insanlar; kendi fikirlerini başkalarına ulaştırmak, onların da aynı fikirleri taşımalarını sağlamak, böylece kendi taraftarlarının sayısını artırarak toplum içinde güçlenmek istemişlerdir. Zira ilk insan Hz. Âdem (a.s) bir Peygamberdir ve Allah’ın emir ve yasaklarını önce kendi çocukları, sonra onların çocukları ve diğer kuşaklara iletmekle mükelleftirler.
Hz. Âdem’in çocukları Habil ve Kabildir. Habil, babasının yolunun yolcusu olduğu halde Kabil, hem ibadetlerini eksik yaptı ve hem de kurbanı Allah katında kabul edilmediğinden kardeşini kıskanarak ve onu öldürmüştür. Böylece de Batıl (yanlış yolun) temsilcisi durumuna düşmüştür.
İşte o günden bu yana insanlar ya hak tarafında veya batıl tarafta yer almışlardır. Kıyamete kadar da bu süreç devam edecektir. Hak tarafındakiler için iş kolaydır. Aklın ve mantığın kabul edeceği delillerle insanlara hakkı kabul ettirmek her zaman mümkündür. Fakat Batıl taraftakiler, kendilerine ve yaptıkları yanlışlara taraftar kazanmak için onlara ulaşabilmeleri lazımdır.  Ellerine geçirdikleri her imkânı kendi fikirlerini yaymak ve toplumu fikri narkoz altın alarak uyuşturmak, böylece kendi yanlarına çekmeye çalışmışlardır. İnsanları kendi yanlarına çekebilmek için onların takip ettikleri yol “şartlandırma yolu” dur.
Kırk gün bir insana deli denilse, o insan deli olur (deli olduğuna inanır)” şeklindeki atasözümüz, batıl fikirlerin insan topluluklarına ulaştırılmasında kullandıkları metot olmaktadır. Genellikle bir haberi veya bir yorumu medyadan öğrenen bir insanın, o haberi kendi imkânlarıyla araştırması ve doğrusu neyse ona inanması mümkün değildir. Ayrıca bu yanlış haberi birden fazla medya organı kullanıyorsa, artık o haber “günün gündemi” olmakta ve herkes o haberle ilgilenmek durumunda kalmaktadır.
İlk insandan günümüze fikir ve inançlardan biri, toplum taraflardan birinin yanına çekebilmek için bir vasıta kullanmışlardır. Bu vasıtalara zamanımızda MEDYA denmektedir.
Medya, bir fikri veya bir isteği, bir anda insan topluluklarına ulaşmasını sağlayan vasıtalara verilen isimdir.
İlk insandan bu yana Peygamberler taşıdıkları misyonları ve Cenab-ı Hakkın kendilerine verdiği harikulade (olağan üstü) olaylara yön verebilme kabiliyetleri sayesinde insanlara yön vermiş ve bulunduğu zamanlarda toplulukları yönlendirmişlerdir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) de, insanlara fikirleri ulaştırabilmek, onları aynı pota içinde yoğurmak ve Batıl zihniyetler üzerine galebe gelmek için yine medyadan yararlanmıştır. (bu konu ileride açıklanacaktır)
GÜNÜMÜZDE MEDYA
           Evangelistleri, ABD medyası kurmuş ve tanıtmıştır. Onların 90 milyonu bulmalarını, ABD Başkanlarının devamlı olarak Evangelistlerden gelmesini sağlamıştır.Böylece Siyon yıldızı, Hıristiyanları kendi emelleri için çalıştırmaktadır.
20 ve 21. Asırda medyayı, parayı ve bunlara bağlı olarak insan gücünü eline geçiren “ırkçı emperyalizm, diğer adıyla Siyonizm” sahip olduğu bu güçlerle dünya yüzeyinde eline geçirmediği ülke kalmamış gibidir. Önce ABD’de varlığını ve hegemonyasını güçlendiren bu güçler, ABD yönetiminde işbirlikçi adamlarıyla ABD’ye sahip olmuş, sonra bu gücüde kullanarak bütün dünya üzerinde söz sahibi olmuştur.
1900’lü yıllarda faizi bir “dünya gerçeği” olarak ABD’de oturtmak isteyen Irkçı emperyalizm, Katolikliğin ve Ortodoksluğun faize karşı birer inanış olduğunu görünce, elinde ki medya gücünü de kullanarak faize karşı olmayan bir mezhebin doğmasını sağlamış ve bu mezhebi kiliseleriyle, papaz okullarıyla donatarak Protestanlığı doğurmuştur.
Protestanlığın kendisi için yeterli olmadığını gören “Irkçı emperyalizm” bu sefer yine medya, para ve insan gücünü kullanarak, ırk olarak Yahudi olmadığı halde Yahudi emellerine hizmeti birinci sırada tutan “Evangelizm”  mezhebini kurmuş ve bu mezhebin bütün ABD’de yayılması, geliştirilmesi ve insanların bu mezhepte yerini alması için medyayı kullanmıştır.
Şurası bir gerçektir ki bu gün ABD’ye başkan seçilecek bir insanın mutlaka Evangelist mezhebinde olması ve bunlar henüz başkan adayları iken İsrail’e giderek ağlama duvarı önünde başındaki kippası ile dualar okuması şarttır. Bir başka ifade ile Evangelist olmayan kimse ABD’ ye başkan seçilemez.
ABD’nin önde gelen (reytingi yüksek televizyonları, trajı yüksek gazete ve dergileri) bütün medya kuruluşları, ABD’de ve dünyada bugün insanlığın yaşadığı sömürü, zulüm ve ahlaksızlık rejimlerinin kurulmasında en büyük pay sahibidirler.

14 Ocak 2015 Çarşamba

KİTAP: "Ben-i Adem"‏ Hayrettin Özaydın_ÇATI KİTAPLARI

Ben-i Adem‏
Hayrettin Özaydın
Kitabın adı: 
Ben-i Adem
 http://hayrettinozaydin.com/sayfala.asp?nereye=HayrettinOzaydinKimdir
Kitabın Yazarı: Hayrettin Özaydın
Çatı Kitapları
Birinci Baskı: Kasım 2014
96 sayfa, 9.50 TL
(...)
Arka Kapak:Yaşadığına İnan!
Dünya dönüyor.Herkesin kendine göre bir yaşamı ve telaşı var.
Sanmayın ki sizi takip eden bir kamera sistemi var. Hiç kimsenin umurunda değilsiniz.
Aynı sizinde umurunuzda olmayan tüm dünya gibi… Şu içinde bulunduğumuz hayatımızı nasıl yaşamalıyız sorusuna verilecek bir cevap, yani standart bir cevap kesinlikle yoktur. Her yaşayanın farklı bir diyeceği olacak ve dediğinde de haklı olacaktır. Bence bildiğiniz gibi ve bu hayatı yalnızca sizin yaşadığınızı sanmadan yaşayın. Ve son yaşayan siz olmayacaksınız, bunu unutmadan yaşayın. Ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Deli her zaman aklına geleni yapar. Her akla gelen yapılmaz ama herkese biraz deli aklı lazım. Yaşınızı ve enerjinizin kıymetini bilin. Bir eylem için merasim beklemeyin. Şimdi yapın, hemen yapın. Yarın çok geç olabilir. Bir bakmışsınız siz de kırk üçüncü yaşınıza kıyamayıp kırk ükü demişsiniz…
(...)
Sayfa 11: “Desinler” Diye Yaşamak
(...)
Sayfa 13: Hayatı yaşarken, çok becerikliysen çok çalışırsın ve sırtın sıvazlanır. Beceriksizler yatarken sen çalışırsın. Takdir ve tebrik edilirsin ve yine yeniden çalışırsın. Egon tatmin olur, amacına ulaşır ve yine çalışırsın. Beceriksiz isen hayatta çalışmaz ve seyredersin. Ego tatminin için de sosyal bir alanda beceri ve bilgi edinirsin, toplumda saygın biri olursun.
(...)
Sayfa 13: Kimine göre doğru, diğerine göre yanlış. Acı tatlı, tatlı acı. Değişmeyen tek olgu ego tatmini. Yok desen de sen de ben de “desinler” den aldığımız hazzı, yediğimiz ekmekten alamıyoruz.
(...)
Sayfa 14: Ye, iç, gez, gör, sorgula ve yaşa. NASA’da üst düzey görev yapan bir mühendis, düz bir bambu ağacına çıkan yerli kabile mensubunun bu becerisini sadece seyreder ve ona çok uzak bir beceri olduğundan saygı duyar. Ancak aynı saygıyı kabilede yaşayan yerli duymaz. Çünkü bunun için gerekli edinim, duygu hayatında var olmamıştır. Onun için asıl olan güç, kişinin şahsı ve mevcut kabiliyeti yani bilek gücüdür. Beyin ile yapılan iş, övünülecek gücü ifade etmeyecektir.
(...)
Sayfa 15: Her şeyin mümkün olduğu yere gitmek diye bir şey yoktur. Sana da yapılır, en özel değerlerine de. Kırmızı ışık olmazsa hem katil hem ölü olursun. Kurallar olmasa hem hırsız hem mağdur olursun. İsyan etmez, aynı zamanda isyan edilmez. Yağma etmek, yağmalanmakla eşdeğerdir. Akıllı ol, aklı salim ol. Kural koy ve kuralları uygula ki saygın
olsun, sana saygı duyulsun. İnsanca yaşam var olsun.
(...)
Sayfa 17: Doğumdan ölüme çalışır ve ‘ben bilirim’ ile uğraşır dururuz topluma kendimizi kabul ettirmek için. Bak burada yazılanlar bile ben bilirimin baş örneğidir. Ama unutmamak gerek sessiz kalmak, risk almamak; konuşmak, taraf olmak, tarafını belli etmektir..
(...)
Sayfa 18: Bir ömür boyu çalışan ile hayatında hiç çalışmamış iki ayrı modelin ya da hep zengin iken birden fakir olmuş insanın sağlam iradesi ile hiç de kendine fark ettirmeden hayatını yaşaması mümkündür. İnsan tercih ettiği şekilde yaşar. Tipik mahalle adamı baba evinde doğar ve yaşar.
(...)
Sayfa 19: İlk insanı düşünün. Ne amacı vardı? Sığınmak, yemek yemek, üremek. Sığınmayı güvenlik ve konfor olarak düşünün. Bunu günümüze ve geçmişimize uyarlamak çok mümkündür. Ama temelde bilinen adı mağaradır. Yemenin, beslenmenin, evrim geçirmiş olsan da, en doğalı köylerdedir, yani zengin sofralarında değil. Üremek dünden bugüne hiç değişmedi, değişemez. Ancak sahiplenmek eklendi. Güç gösterileri ile bu ta ilk çağdan beri gözlenmekte. Güçlünün hâkimiyeti ve sahip çıkması talep edilmesindendir
(...)
Sayfa 19: Güçlü aynı zamanda kural koyucudur. Kurallar iki şekilde koyulmuş; biri duygusal, diğeri zoraki. Duygusalın adı din ile bezenmiş, diğeri siyaset olarak isim değiştirmiş. Gücü olan güçsüz olana siyaset ile yaptırım sağlamış, yetemediğinde ise din, inanç ile yine kuralları
uygulamış.
(...)
Sayfa 21: “Ben bilmem, o bilir”, “Ben konuşmam, o konuşur”, “Ben yapmam, o yapar.”… Bunlar kendine kılıf bulmanın başlangıç aşamasıdır.
(...)
Sayfa 21: Çünkü ses çıkartmak da risk almaktır. Sessiz kalıp yargılamak en kolayıdır. Sürü mantığı o sustu ben de susayım. Kazanım varsa paylaşılır, kaybediş risklidir.
(...)
Sayfa 22: Bir gül düşünün ya da orkide. Budanınca açtığını, her verişte daha da çoğaldığını bilirsiniz. Aynı mantık ama kural belli. Sizden isteyenin talebine uygun değil, sizin uygun görerek verdiğiniz kadarını. Fazla budarsanız solacak çiçek gibi, fazla vererek kendinize de zarar verirsiniz. Hem karşınızdakine hem de kendinize zarar vermeden vermek sağlam iradenin devamını, içsel huzurunuzu da size getirecektir.
(...)
Sayfa 23: Hiçbir şeyden çekinme. Unutma, Allah seni de beni de onu da çıplak ve aynı düzeyde yarattı. Eksiği olana farklı özellikler verdi. Bunu anlamak için sadece bak ama kaşlarını çatmadan mutlu bak. Gördüklerini görmezden gelme, anlayarak bak, bir kez daha bak. O zaman anlayacaksın ne kadar zengin olduğunu ve etrafınla paylaşarak yeniden var olacağını.
(...)
Sayfa 25: En sağlam kişilik modeli, temel direk çalışan, çalıştığı için mutlu olan ve kazandığı ile geçinmeyi bilen, eline geçen için huzur duyan ve bununla yaşamayı bilen kişi kitlesindedir. İşte bu kitle tüm ülkeyi hatta dünyayı dengede tutan en doğal ve saf insan kitlesidir.
(...)
Sayfa 26: Hissetmeden yaşamak hissizliğe ve hiçeinanmaktır. İnancına uygun yaşamayan insan yaşadığı gibi inanır. Yaşantısında his yok ise o zaman sadece kurallara inanır ve hissin hoş bir duygu olduğu var sayılır.
(...)
Sayfa 26: Hissetmemek dinsizliği, dinsizlik kuralsızlığı ve kötülüğü tetikler. Genelde uzak doğu ülkelerinde var olan dinsizlik vatandaşın hissiz olmasını yani sorgulamadan sadece kurallara uymasını ve yargılamadan çalışmasını betimler. Yargılamayan insan, liderin söylemi ile yaşar.
(...)
Sayfa 27: Tüm dinler hep aynı kuralları içermektedir. Temeli; iyilik ve paylaşımdan yana olunması ve yanlışlıktan uzak durulması öğretilmiştir. Tüm dinlerin tek ayrı noktası dinin lideridir.
(...)
Sayfa 27: Asıl mucize insanın tam da kendisidir. Her kişinin Allah’ı içinde saklıdır. İsterse Allah’a inanır ve iyilikler yapar ki o an iyilik melekleri görevdedir ve kişi artık cennettedir. İsterse kötülük yapmak suretiyle içindeki şeytan ile iş birliği yapar ve o andan sonrası cehennemde, yine kendi içindedir.
(...)
Sayfa 39: Güvenme güzelliğine, geçecek o harika fiziğin. Ahenkle dans eden saçların insanın aklını alıyor ama hepsi zamanla bitecek ve zamanla bir çiçek gibi solacaksın. Kibirle bakma insanlara, hep aynı sevecenlikte kal. Kal ki süreklilik arz et. Yarın yalnız kalma.
(...)
Sayfa 40: İsyan ederiz. Hep yenisini düşlerken elimizdeki gidince eskisine razı olur, geri elde etmek için mücadele ederiz. Bahçede dikili bir gül, her gün önünden geçer, bakmayız bile ama biri onu kökünden sökse alsa, çok üzülür ve onun varoluşundaki zahmetleriniz, emekleriniz ve her şey aklınıza gelir.
(...)
Sayfa 41: En büyük korku ölümler. Etrafımızdaki tanıdıklarımız, paylaşım yaptığımız, yaşamda var olmuş kişilerin ölümüdür. Hayat bitiyor. Örnekleri en yakınlarımız. Her cenazede nefsimiz bir kez daha imtihan görüyor. Ölüm her daim ilişiğimizdedir. Ölümsüzlük otu hikâyedir. Bir otun ölümü hayatın gerçeğidir ve bir son ise onun geriye gelmesi ya da hiç ölmemesi gibi mümkün olmayan bir gerçektir.
(...)
Sayfa 45: Bir akşam geç saatte Üsküdar’daki evimin girişinde bir küçük kitap buldum, baktım; ‘İncil’…
(...)
Sayfa 47: Katili savunan avukat ve katili suçlayan avukat, hangisi haklı, hangisi masum?
(...)
Sayfa 53: Hayal ettiğin gücü sana sunan düşmanın, en yakın akraban gibi olur. İktidar uğruna insanın yapmadığı kalmaz. Edinim ve iktidar insanoğlunda kişilik değişikliği oluşturur, hem de hemen. Pay paylaşımında çıkan kavgalar, uzlaşma ile sona eren savaşlar buna açık örnektir. Hak sahibi olmak gibidir söz sahibi olmak. Bunun için iktidara talip olur ve bu yolda yüzüne bile bakmayacağı birçok insan tiplemesini kucaklar, öper, ellerinden tutar, gözlerinin içine bakar. Tek amaç ve hayal edilen tek sonuç, iktidara oturmak ve daha çok söz sahibi olmak, daha çok edinim sağlamaktır.
(...)
Sayfa 55: İnsanın fıtratında var, en kabul etmez durumda dahi payını her durumda paylaşıp elde etmek istediği hayaline kavuşmak.
(...)
Sayfa 56: Geniş çevre ve hakkında iyi düşünen kitleler. Her an en büyük zenginliktir. Büyük sermaye ve kredidir. Buna sahip olunca ve çalışma azmin çok olunca başarı peşinden geliyor. Daha çok yoruluyorsun ve daha az sosyal hayatın oluyor ama kazanım uzun vadede ve iç huzur ile süre geliyor. Az geliyor ama hep geliyor.
(...)
Sayfa 57: Arı kovanına çomak sokanın ne amacı olduğunu ve nasıl bir psikolojide olduğunu da anlamak, hatta herkesi ve her canlıyı anlamak istersiniz. Size duyulmasını istediğiniz saygıyı önce sizin duymanız, ancak sabırla ve sonsuz bir edinim ile mümkün olacaktır.
(...)
Sayfa 57: Sürü mantığı ile mevcut düzenin devamına destek olmak, yarın sizin de karşı çıkıp bir kovana çomak sokmayı göze alacak tehlikeye dahi girmenize sessiz kalınması ve destek görmemenize vesile olacaktır.
(...)
Sayfa 58: Haksızlığa sessiz kalma. Unutma, hak bir gün sana da lazım olur. ‘Payı paylaştım nasılsa, susayım da elimdeki edinimden olmayayım’ mantığı kafana inecek darbeyi oluşturmak ve zamanı ötelemekle eşdeğerdir.
(...)
Sayfa 57: Bir gün evden çıktım. Kamyonet kapıda, üstü başı perişan bir adam. Kırık dökük kamyonetin üzerinden patates soğanı ısrarlı bir şekilde satmaya çalışıyor ve beni ikna etti. Çuvallar elli kilo, fiyatı da uygun. Ama dedim “ev beşinci katta sen çıkartacaksın”. Adam bir solukta soğanı, ardından patatesi beş kat yukarı çıkardı ve parasını verdim. Hızla son gaz uzaklaşınca anladım, kazıkladı beni. Uyandım ama geç oldu, nasıl çıkartacaktı yüz kilo ağırlığı iki solukta!
(...)
Sayfa 60: Düşünsene yargılanmayacağını bilsen, bu dünyanın tüm zenginliklerini yaşamak isterdin. Hem de dibine kadar. İşte bu yüzden din var. Allah seni her yerde görür ve sen bu dünyada yargılanmasan bile öteki dünyada yargılanırsın.
(...)
Sayfa 61: Psikiyatri günümüzün en korkunç bilim dalıdır. Hapçılığın ve insana edilen eziyetin yasal zemine oturtulmuş halidir. En etkin cevapları; Hasta cevap vermedi, başarısız olduk. Oysa psikolog dinler, farkında olmayı sağlar, farkında olmayanın fark edeceği kapıları onun anlayacağı dilde açar. Bu tabii ki gelişmiş toplumlarda daha çok kullanılan bir yöntemdir.
(...)
Sayfa 61: Çocukken yasaklar ile büyüdük, yasakları hep merak ederek büyüdük. Şimdi de aynı durumu çocuklara uyguluyoruz. Büyüklerimizden gördüğümüz gibi. Ama yeni neslin elinde çok derin bir bilgi bankası var; internet. Hem de doğrudan çok yanlışın bir arada olduğu bilgi kaynağı.
(...)
Sayfa 66: Aşk sadece gözünün içine bakmak değil, elini tutmak değil, bir odada oturup sıcaklığını hissetmek, hiç konuşmasa da varlığından memnun olmaktır.
(...)
Sayfa 69: Kadın ve Erkek Denklemi
(...)
Sayfa 72: Anne sevgisi neden bitmez erkekte? Bunu çözse kadınlar. Mutluluk sonsuza dek avucunuzda, eşiniz sadece çocuğunuzdur.
(...)
Sayfa 75: Oysa eşimiz yani bize bizim gibi sevgi ile aşk ile paylaşım ile yaklaşan ve elini tuttuğunda gözüne baktığında aynı kendin gibi gördüğün eşin, kuralsız ve şartsız süreli dünyada süresizce bize helaldir. İstediğimiz gibi birlikte olabilir ve istediğimiz gibi davranabiliriz.
(...)
Sayfa 76: Kızlarda evlilik baskısı genelde Ortadoğu ve az gelişmiş toplumlara ait bir beklenti iken, büyük şehirde de aynı beklenti aile içinde yer eder ve çocuklara da yansır.
(...)
Sayfa 76: Aslında evlilik modern toplumların evlilik adı ile ortaya koydukları kural ve uyulacak kaide zincirinden başka bir şey değildir.
(...)
Sayfa 81: Hiç kimse vazgeçilmez değildir. En yakın dostun, arkadaşın, eşin ve çocuğun. Hayata onunla bağlanırsan, ana damarların onunla atarsa, yaşamın kanunu olan ayrılık geldiğinde sen de onunla biter ve gidersin. Unutma, zamanı geldiğinde herkes bir yerlere gider. Gitmezse de zamanı geldiğinde zaten ömür biter.
(...)
Sayfa 82: Din kuralları olmasa neye uyulacak? Yedisinde ne ise yetmişinde o olan insan, huyu ve tercihleri ile bir diğerinden çok ve çok ayrıdır. Hal böyleyken kural ve gelenek gereği bir gün bir başka insan ile artık aynı evi ve kuralları paylaşmaya başlar. Aslında paylaşmaz, sadece katlanır. Başka bir şey ister ama düzen bozulmasın diye susar ve verilen görevi, rolü uygular. Herkes böyledir. Dışarıya bakın. Arabalarda yan yana oturmuş giden çiftler hiç konuşmazlar gülmezler. Bilin ki onlar evlidir.
(...)
Sayfa 83: Sevgi karın doyurmaz. Sarıl sarılabildiğin kadar. Karnın açlıktan guruldadığında, aşkın sözlük anlamını bile unutursun.
(...)
Sayfa 86: Evlenmeden de mutlu olunur ama evlenmeden yaşlılığında elini tutacak, gözünün içine baktığında gülümseyecek, yeri geldiğinde sana yıllarca hizmet edecek ne bir kadın ne de bir adam bulabilirsin.
(...)
Sayfa 86: Gurur ve kibir en yakın bildiğimiz dostumuz, arkadaşımız ve akrabalarımız ile aramıza giren en bulaşıcı ve hiçbir faydası olmayan olgulardır. Yaşam bize süregelen zaman içinde çeşitli oluşumlar, olgular getirir bunları denize atılan bir taşın oluşturduğu halkalara benzetebiliriz. En küçük halkada biz ve anne-babamız, sevdiğimiz vardır. Bir sonraki halkada yakınlarımız.
(...)
Sayfa 91: İbadet ederken takdir edilmeyi beklemeden ibadet et. Yanlış yaparken bilerek yap, inanarak yapma. Sadece bu yaptığının yanlış olduğunu bil yeter. Unutma, seni hep takip eden içindekidir. İçine, yani kendine inan. İçindeki çocuğa güven. O yanlış yaptırmaz sana.
(...)
Sayfa 95: Sevgili babacığım, hayatı yaşarken insanları mutlu ettiğin ve kurallar ile dostlarını, aileni, bizleri üzmediğin için teşekkür ederim. Bir gün daha yaşaman için mümkün olsa her şeyimi verirdim. Allah babama ve babana rahmet etsin. Âmin.
Hayrettin Özaydın

30 Aralık 2014 Salı

TANITIM. DUYURU VE BİLGİ :: KAMUOYUNA DUYURULUR CUMHURİYET BİRLİK PARTİSİ KURULUŞ BİLDİRGESİ

KAMUOYUNA DUYURULUR
CUMHURİYET BİRLİK PARTİSİ 
KURULUŞ BİLDİRGESİ
Adı: Cumhuriyet Birlik Partisi
Kısaltma: CBP
Renkler: Kırmızı beyaz
Kurucu: Doğan Yazıcı
Kuruluş tarih: 17 KASIM 2014
İdeoloji: Cumhuriyetçilik, Laiklik, Demokrasi, Ulusalcılık, Eşitlikçilik, Feminizm, Çevrecilik.
Siyasi pozisyon: Merkez Sol

Bizler ; Kurtuluş Mücadelesi ile Varoluş Mücadelesi Vermiş Olan İnsanların Torunlarıyız. Ülkemiz üzerinde karamsarlık hakim. Mevcut siyasi partilerin hiçbirisinin ülke üzerinde oluşan bu karamsarlığı bertaraf edemeyeceği görülmektedir. Ülkenin sürüklendiği bu güvensizlik ortamından çıkış yolunun Cumhuriyet ve Kazanımlarının yeniden özümsenerek, 100. yılı yaklaşırken Cumhuriyeti yeniden inşa etmek olduğu kanaatini taşımaktayız. Bu yüzden " CUMHURİYET BİRLİK PARTİSİ`ni " kurduk..
Her dinden, her dilden ve değişik milletlerden insanların bir kültür hazinesine dönüştürdüğü bu topraklar, zulme ve işgale karşı her zaman karşı koymuştur. Şanlı tarihi eşsiz zaferlerle dolu olan bu insanlar bu topraklarda, huzur ve barış ortamında, kardeşçe yaşamayı hak etmektedir. Odağına İnsan, Yurt ve Cumhuriyet sevgisini koyduğumuz bu partiyi kurduk..
Zihniyetleri, birbirinin aynı olan partilerden medet umduk. Hep birileri gelir düzeltir dedik. Ama o birileri hiç gelmedi, gelmeyecekti. Ve Biz, o birilerinin kendimiz olduğunu fark ettik. Hepimiz artık biliyoruz ki, siyasetten uzak durmamız, şu an yaşadığımız çarpık ve haksız düzenin oluşmasına yol açtı. Sorumluluk almadık, seçtiklerimizden hesap sormadık..
Hepimizin birbirimizden farklı siyasi ve ideolojik düşüncelerimiz var. Zaten bu durum Cumhuriyetin ve Özgürlükçü Demokrasinin bir gereğidir ve çok da doğaldır. Nasıl ki bu farklılıklarımıza rağmen Cumhuriyet, Özgürlük, Demokrasi ve insan haklarına olan inancımız bizleri bir araya getirdiyse, bundan sonra da, siyasi kimliklerimizi ortak değerler etrafında birleştirerek, siyasi bir güç oluşturmamız gerektiğine inandığımız için bu partiyi kurduk..
Doğan YAZICI
Cumhuriyet Birlik Partisi Kurucu Başkanı
Partimiz; “DİN, DİL, IRK, MEZHEP, CİNSİYET ve İDEOLOJİ” gibi, farklılıkları, insani değerlerin önüne çıkarmayan, aksine “CUMHURİYET, ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, ADALET ve BAĞIMSIZLIK” gibi, tüm insanlığın ortak değerlerini, en kutsal değerler olarak kabul eden kuruculardan oluşmaktadır.
Cumhuriyet Birlik Partisi ; Tıpkı ülkemiz gibi, farklı kültürlerin, farklı düşüncelerin bir arada bulunduğu, “MERKEZ ÜSTÜ” bir partidir. Rakibimiz çarpık siyasi yapı ve dolayısı ile onun yaratmış olduğu sistemdir.
Arkamızda, hiçbir güç, sermaye, lobi, kurum veya kuruluş yoktur. Lider Partisi olmayacağız. İnanan insanların mevcut düzene karşı tabandan başlattığı hareket neticesinde oluşan Partimiz, bir Başkan tarafından değil, Parti Meclisimiz tarafından yönetilecektir. Amacı Cumhuriyet ve kazanımlarını korumak ve yeniden tesis etmek olan partimiz, tamamen bir Halk partisidir..
Demokratik olduğunu söyleyen tüm partilerin yapılarını anlamak için parti tüzüklerine bakılması yeterlidir. Daha kendi içlerinde demokratik olmayan partilerden demokrasi getirmelerini beklemek bir hayaldir. Biz de buradan yola çıkarak mevcut hiç bir partinin hazırlamaya cesaret edemeyeceği bir parti tüzüğü hazırlıyoruz..
İleri ki süreçte Parti Meclisimizin aldığı kararlara teknolojik imkanlar kullanılarak tüm parti üyelerinin katılımı sağlanacak ve Doğrudan Demokrasi tüm sistemin temel felsefesi olacaktır. Bu modeli ülkenin yönetim şekli haline getirmek için çalışacağız.
Önümüzdeki süreçte parti kurucularımız, parti tüzüğümüz, çalışma felsefemiz, sistemimiz, parti programımız ile ilgili tüm bilgiler çeşitli vasıtalarla duyurulacak ve detaylıca anlatılacaktır. Yukarıda belirttiğimiz en temel ilkelerimizle aynı görüşleri paylaşan herkesi yetenekleri kapsamında, partimize üye olmaya ve birlikte çalışmaya davet ediyoruz..
" CUMHURİYET BİRLİK PARTİSİ " 
Uğurlu olsun diyoruz..
" CUMHURİYET BİRLİK PARTİSİ " 
Ülkemize, Ulusumuza ve Milletimize hayırlı uğurlu, kademli olsun...
Doğan Yazıcı
Cumhuriyet Birlik Partisi
Kurucu Genel Başkan
....."KAMUOYUNA DUYURULUR".....
Hareketimize kuruluşundan beri destek veren başta siz değerli Değerli Dostlarımla ve Kamuoyu ile paylaşmak isteriz ki...
Türkiye Değişim Hareketi; Kurucu Genel BaşkanDoğan Yazici ve 33 Kurucu Asil üye ile 26/ARALIK/2014 Tarihinde Saat : 14:00 da İstanbul`da Toplandı..
Toplantı Konusu : Ülke gündemi ve Hareket Stratejileri..
Toplantı Kararı : Ülkemizde son günlerde meydana gelen siyasi ve diğer gelişmeler hakkında bilgi alışverişinde bulunuldu. Siyasi gelişmeler kısmında , Sayın Mustafa Sarıgül`ün sonlandırdığı Türkiye Değişim Hareketi çatısı ile, Sayın Yaşar Nuri Öztürk`ün partisi ile birleşeceği ve Parti adının ise TÜRKİYE DEĞİŞİM PARTİSİ olacağı kesinleşmiştir. Türkiye Değişim Hareketi olarak Kurulacak bir parti ile İsim benzerliğinden dolayı, Oy birliği ile partileşme kararı alınmiştir..
İktidarın Türkiye Cumhuriyeti Devletini gerektiği gibi yönetememesi, Ülkenin bilinmeyen mecralara sürüklenmesi, Cumhuriyet ve Demokrasi rejimi ile birlikte Kişi Hak ve Hürriyetlerinin giderek kısıtlandığı görülmektedir. Ana muhalefet ve Muhalefet partilerinin İktidara alternatif politikalar geliştirememesi, proje partisi olmaktan ziyade iktidar ile karşılıklı atışmadan öteye gidemediği görülmektedir..
Tamamen taban Halk hareketi olarak başlattığımız bu süreçte, gücümüzü yine Halktan alarak diyoruz ki ; Türkiye Cumhuriyeti, Başta Kahraman Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve top yekün bir Halkın varoluş mücadelesi sonucu kurulmuştur. Şehitlerimiz Türkiye Cumhuriyetinin Tapu Senedidir. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yaşayan her dinden ve her dilden vatandaşları ile, Birlik ve Beraberlik ortamında varolmaya devam edecektir..
Kurulacak olan yeni Partimiz ile tamamen taban Halk Hareketi olan oluşumumuzu devam ettirmeyi ve Hedeflediğimiz Cumhuriyeti`ni Birlikte yeniden inşa etme arzusunu gerçekleştirmek istiyoruz.. Kurulacak olan Partimiz öncelikli olarak Teşkilatlanmasını tamamlayacak ve taban örgütlenmesini hızlandırarak 2019 seçimlerine hazırlanacaktır..
Parti ismi daha sonra kamuoyu ile paylaşılacaktır..
Partimizin; Vatana, Millete hayırlara vesile olmasını diliyorum..
Saygılarımla,
Doğan Yazıcı
Türkiye Değişim Hareketi
Kurucu Genel Başkan

24 Aralık 2014 Çarşamba

Ahmet Şimşek (İstanbul, Kartal) Koleji’nde velilere bir günde iki seminer verildi.

Amaç, farkındalık yaratmak!

İstanbul’un Kartal İlçesindeki Ahmet Şimşek Koleji’nde velilere bir günde iki seminer verildi.
Ahmet Şimşek Anadolu Lisesi’nde, Aile Paylaşım Seminerleri kapsamında “Ergenlik döneminde Ana-Baba Tutumları” ve “Madde Kullanımı” konularında iki ayrı seminer verildi.
Konferans salonunda gerçekleştirilen seminerlerin birincisi Ahmet Şimşek Anadolu Lisesi Rehberlik Servisi Koordinatörü Psikolog Fatma Kurban Demirkaya tarafından, ikincisi de İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Madde Kullanımıyla Mücadele Büro Amirliği’nde görevli eğitmen Mehmet Özgür Zobar tarafından verildi.
Ahmet Şimşek Anadolu Lisesi Rehberlik Servisi Koordinatörü Psikolog Fatma Kurban Demirkaya, ailelerin çocuklarıyla nasıl ilişki kurması gerektiğini ve çocukların yaşlarına göre nasıl davranılması gerektiğini sinevizyon gösterisi ve skeçler eşliğinde anlattı.
“Olumlu geri bildirimler alıyoruz.”
 İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Madde Kullanımıyla Mücadele Büro Amirliği’nde görevli eğitmen Mehmet Özgür Zobar ise ailelere, öğrencilere ve yetişkinlere yönelik farkındalık yaratıcı eğitimler, seminerler verdiklerini vurgulayarak, “Ülkemiz doğu ile batı arasında merkezi bir konumda bulunmaktadır. Ülkemizin doğusunda ve batısında üretilen kimyasal maddeler ülkemizde de talep görüyor ve satışlar gerçekleşiyor. Bunları yakalamak, sokak satıcılarıyla mücadele etmek asli görevimiz ama öğrencilerimiz, gençlerimiz bunlardan nasıl uzak kalabilir? Meraklarını nasıl yenebiliriz? Talepleri nasıl azaltabiliriz? gibi konularda da farkındalık yaratıcı seminerler veriyoruz, projeler üretiyoruz. Etkinliklerimizden olumlu geri bildirimler alıyoruz. Bu da yararlı olduğumuzu ortaya koyuyor.” dedi.
“Önemli olan çocuklarımızla aynı dili konuşabilmektir.”
Ahmet Şimşek Anadolu Lisesi Müdürü Bora Esin ise, aile paylaşım seminerlerinin süreceğini belirterek, “Bu gün, iki önemli konuya dikkat çekmek için birlikteyiz. Madde kullanımı kötü bir konu ancak, çocuklarımız madde kullanmaya başladıktan sonra ah, vah çekmekle bir yere varamayız. Bu konuyu gündeme getirmeliydik. Ergenlik döneminde Ana-Baba Tutumları konusuna gelince; Ergenlerle ebeveynler arasında iletişim problemlerinin olduğu yüzde 90 kesin. Bazen onlara ulaşmada sıkıntılar yaşıyoruz. Çocuklarımızı hep beraber, daha iyi kucaklayabilmeliyiz. Önemli olan, onlarla aynı dili konuşup, onlar için en iyiyi yapmaktır.” dedi.
Ahmet Şimşek Koleji’nde seminerlerin ardından bir de kokteyl düzenlendi.













19 Aralık 2014 Cuma

Çağrı: Tüm Dünya Türkleri, Dernek, Kuruluş ve mensuplarına., Sefa M. Yürükel (Lahey-Kasım 2014)

Çağrı: Tüm Dünya Türkleri,  Dernek, Kuruluş ve mensuplarına.
Sefa  M. Yürükel (Lahey-Kasım 2014)
Ermeni Konusunda 2015 Anavatan Savunması için Görüş ve Eylem Takvimi Önerisi:
Bilindiği gibi 1. Dünya Savaşı sırasında gelişen ve 1915 yılında kendi vatanına ve milletine karşı düşman saflarında veya duşmanla işbirliği yaprak her türlü ihanet içerisinde olan Batı ve Çarlık Rusyası destekli Ermeni Hıncak ve Taşnak örgütlenmesi ve eylemlerine karşı, bir tür zorunlu savaş önlemi olarak, isyancı ermeniler ve destekçileride dahil: İç, Doğu, Güney ve bazı Batı ve Karadeniz Anadolu illerindende dahil olmak üzere zorunlu geçici ikamet amacıyla, Musuldan ve Lübnana kadar olan Osmanlı toprakları içerisinde kurulan yerleşkelere, gerekli zarururi önlemlerde elden geldiğince alınarak tehcir edilmişlerdir. Bu durum içteki düşman ve düşman işbirlikçisi faliyetlere karşı önlem olduğu gibi, aynı zamanda vatanına karşı yaygın ihanet içersinde olan ermeni etnik gurubuna mensup  ahalininde zarar görmesini engellemiş ve hayatını kurtarmıştır. Aynı zamanda bu durum Anadoluda İmparatorluğun çeşitli bölgelerinden zorunlu olarak gelen, savaş ve soykırımdan kaçan Türk ve diğer müslüman halklar içinde güvenilir bir bölge yaratma olanağını sağlamıştır. Zaten M.K. Atatürkte bu güvenilir bölgeye sığınmış, Amasya, Erzurum ve Sivasta kongreler yapmış, Kuvayı Milliye teşkilatları bu bölgelerde eğitilmiş,  Ankarada Meclisi kurarak Kurtuluş Savaşını bu güvenilir bölgeden başlatmış ve zafere ulaştırmıştır. Haklı ve uluslararası hukukada uygun olan bu Tehcir kararı Türk Milletinin kurtuluşunu sağladığı gibi içte barışıda sağlamıştır.
Tehcir kararı ile Ermeni etnik grubuna mensup olan ahalininde Emperyalist destekli icraatlarına bir son verilmiş ve  onlarında Irak, Suriye ve Lübnan ekseninde zorunlu ve geçici ikamet e tabi tutularak meydana gelebilecek intikam ve diğer istenmiyen saldırılardanda kurtarılmasını sağlamıştır. Alınan tehcir kararı ve uygulaması, dünya savaş tarihinin en insanı uygulamasıdır. İhanet içersinde olan kim olursa olsun savaş kuralları içersinde ölümle cezalandırılırken, Türkler kendi savaş geleneklerini uyguluyarak bir milleti ölüme mahkum etmemiş onları savaş koşulları değişene kadar ceza ve tedbir olarak geçici bir zorunlu ikamete mahkum etmiştir. Daha sonrada koşullar değişince geri dönüş kararı çıkararak tekrar Ermeni kökenli grubun mensuplarına ayrıldıkları yerlere geri dönme ve taşınmaz mallarını geri alma hakkı tanınmıştır.  Bu anlamda alınan tehcir kararı zorunlu yer değiştirmedir. Soykırım asla değildir. Zaten Nürmberg Mahkemesinede gelen ve Türkleri Soykırım yapmakla suçlayan bu Ermeni önerisi kabul görmemiş, Maltadaki bu konuda yapılan yargılamardada 150 Osmanlı lideri suçsuz bulunmuş ve en son Doğu Perinçekle ilgili  Ermeni Soykırımı Emperyalist bir Yalandır konusunu işleyen ve bu konuda Fransa ve İsviçrenin karşı tavrını eleştirerek mahkum edilmeye çalışılan davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemeside aldığı  kararındada aynı vurguyu yapmıştır. Yani hiç bir hukuki merci  aldğı kararda bu soykırım diyememiştir.  Türkler aleyhine alınan Parlemento veya buna benzer kararlarda esas olarak ulusararası hukuka ve  konuyla ilgili Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesine aykırıdır. Bu konuda var olan  belgeler ve bilgiler Türk Milletinin lehinedir. Bu konuda bir tereddüt yoktur. Bu konuda alınan Hukuksuz kararlar Emperyalist amaçlıdır. Bu kararlara karşı bu yüzden hukuk ekseninde mücadele edildiği gibi siyasi olarakta mücadele edilmelidir. Çünkü kararlar siyasidir. Uluslararası hukuku ve Türkiyeyi alınan siyasi kararlar bağlamaz.
1915 Olayları konusunda kısaca bu çerçeveyi çizdikten sonra Batı destekli Ermeni örgütlerinin ve Ermenistanın hukuk tanımayan iddaları ve faliyetleri 1915 den sonrada kesilmemiş  ve aldıkları emperyalist destekle katmerli bir şekilde, çıkardıkları kitaplar, diğer çeşitli yayınlar, terörist faliyetlerle devam etmiştir. Tehcir kararını alan Türk devlet büyükleri ve yıllar sonrada Türk diplomatları  ermeni Taşnak ve Hıncaklarının uzantısı olan ASALA vs. gibi terörist örgütlerin saldırılarında şehit edilmişlerdir. Bunun dışında, Sovyetler birliğinin dağılması sırasında Ermenistan, Azerbaycan Cumhuriyetinin Karabağ bölgesini işgal etmiş ve orada bulunan Azerbaycan Türklerine karşı Soykırım, İnsanlık Suçu, Savaş suçu işlemiştir.
Emperyalistlerce desteklenen ermeni örgütlenmeleri, kendi tabirleri ile Tanıtma, Tazminat ve Toprak talepleride dahil olmak üzere bir dizi taleplerinden vazgeçmeyerek hem Azerbaycan, hem Gürcistan ve Türkiyedende toprak istemektedirler. Bunun mümkün olmadığını onları destekleyen güçlerde bilmektedir. Fakat geçmişten bugüne gelen Emperyalist Doğu projeleri gereği ve  BOP eksenindeki yeni emperyalist emellerinden dolayıda, Kürt konusu gibi bu konuyuda kaşımaktadırlar. 1915 Ermeni tehcirini soykırım yapılmış gibi göstermek için tehcirin 100. yılı bahanesi ile Emperyalist devletlerle ve işbirlikçilerle birlikte büyük eylemlere hazırlanmaktadırlar.
Biz Türkler olarakta 1915 de alınan haklı tehcir kararını sadece savunmak için değil aynı zamanda 1. Dünya savaşı ve daha sonraki sıralardaki Ermeni örgütlerinin Emperyalistlerin planlarına uygun olarak Anadolu da, Karabağ daki işledikleri soykırım ve insanlık suçlarını ortaya çıkarmak ve bu suçları dünyaya duyurmak, kamuoylarını etkilemek, yönlendirmek ve ermenilerin yaptığı terörist faliyetlerde kaybettiğimiz lider ve diplomatlarımıza sahip çıkmak için bilgiye ve belgeye dayanan eylemsel taarruz  stratejisi ve politikası izlemeliyiz.
2015 yılını Anavatanı savunmak için Tehciri savunma ve emperyalizm destekli ermeni örgütlerinin 1915 de Anadoluda ve Kafkasyada, 1992 dede Karabağdaki  Türk ve Müslüman halklara karşı soykırım yaptığını anlatmak ve bununla beraber Ermeni terör örgütleri tarafından şehit edilen Türk lider ve diplomatlarını anmak ve onlara sahip çıktığımızı göstermek ve dünya kamuoyunu bu amaçlarla etkilemek, yönlendirmek  ve etkinlikleri bir takvime bağlamak için  benim bu konudaki önerilerim kısaca şunlardır:
1.         2015 Türkler için, 1914-15 ve 1992 yılında Emeryalist destekli Ermenilerin, Anadolu ve Karabağda yaptıkları Türk ve Müslüman soykırımlarını anlatmak için taarruz stratejisi geliştirmek olmalıdır.
2.         Taarruz stratejisi ve eylemliliği, Rus, Osmanlı, Fransız, Ingiliz, ABD, Alman ve diğer bilgi ve belgelere dayalı olarak Anavatan savunması ekseninde yapılmalıdır.
3.         28. Ocakta Strazburgda İnsan Hakları Mahkemesinde; Fransa, İsviçre, Ermenistan ve Ermeni örgütlerinin müdahil olarak yer alacağı ve bizim için lehimze ve büyük kazanç sayılan Doğu Perinçekin Ermeni Soykırımı Emperyalist bir yalandır konusunda daha önce aldığı önemli kararın temyizi ile beraber yapılacak olan duruşmada bizim merkezi olarak koordine edilip bütün dünyadan uçak ve otobüslerle giderek Mahkeme önünde olmamız gerekiyor. Davamızın arkasında olduğumuzu perçinliyerek bu anlamda Doğu Perinçek in savunmasında (esasında bir karşı taarruzdu) bizim lehimize olan tutumunu desteklememiz ve sahip çıktığımızın gösterilmesi gerekiyor. Ve acilen Sn. Doğu Perinçek in davada savunma yapabilmesi içinde yurtdışı çıkış yasağının hemen kaldırılması için T.C. Hükümetine çağrı yapılması ve bu konuda  mücadele edilmesi gerekiyor.
4.         28. Ocakta Strazburga gelemiyenler ise (Özellikle İskandinavya, Rusya, Türkiye , Azerbaycan ve Türki Cumhuriyetler , ABD, Kanada ve Avusturalya  vd. yerlerdekiler) bulundukları ülkelerdeki: Fransa, Ermenistan ve İsviçre Büyükelçilikleri ve diplomatik misyonlarının önünde protesto gösterisi düzenlemeli ve kapılarına siyah çelenk bırakmalıdır.
5.         Konuya ilişkin olarak 1914-1915 ve 19118-1920 yılları arasında yapılan Anadoludaki Türk ve diğer müslüman ahaliye yapılan soykırımlar ve 1992 yılında Karabağda ( v.d. bölgelerde özellikle  Türkmeneli, Ege adaları, Kıbrıs, Yunanistan ve Balkanlar vb. gibi bölgelerde dahil olmak üzere )Türklere yapılan soykırımlarla ilgili ortak anma yapmak için bir gün belirlenmeli ve bu günü tarihte ve günümüzdeTürklere yapılan Soykırımlara ilişkin olarak TÜRKLERE SOYKIRIM günü ilan edilmelidir. Benim önerim Talat Paşanın Berlinde Şehit edildiği 15. Mart günü buna uygundur.
6.         Ermeni örgütleri ve Emperyalistlerin siyasi ve fiili destekleriyle yapılan soykırımlarla ve insanlik suclarıyla  ilgili sorumluların tespit edilmesi ve tazminat anlamındada ve hukukende cezalandırılması için dosyalar hazırlanmalı ve gerekli mercilere bu konuda baş vurulmalıdır. Çünkü bir çok mağdur ve yakını bu konuda bilgisiz ve devletin ilgisizliğinden dolayı bu konuya eğilmemiştir. Bu yüzdende bu yakıcı  konu sanki kapanmıştır. Biz bu konunun kapanmadığını belgeler ile ortaya koyarak gerekli hukuk mücadelesini yapmalıyız ve dünya kamu oyunuda, yayınlar,  konferans, toplantı, gösteriler ve sergilerle etkiliyerek yanımıza çekmeliyiz.
7.         Ermeni terör örgütleri tarafından şehit edilen Azerbaycan ve Türkiye diplomat ve devlet adamları vuruldukları yerlerde ve günde toplu katılımlarla anılmalı ve şehit edildikleri yerlere birer prinçten, tunçtan yada mermerden anıt yada şilt dikilmelidir. Mezarları  ve vuruldukları yerler ziyaret edilmelidir. Ibadethanelerde  şehitlerin gıyaplarında mevlit okunmalıdır.
8.         Şehit edilen diplomatlarla ilgili dava dosyalarının açılması sağlanmalı ve müdahil olunmalıdır.
9.         Taarruz stratejisi gereği,  25-26 Şubatta Karabağ Türk soykırımı ile ilgili Ermenistan Büyükelçilikleri ve diğer misyonları önünde protesto gösterileri düzenlemeli, Büyükelçiliklere ve Konsolosluklara siyah çelenk bırakılmalıdır. Bu münasabetle Azerbaycan Büyükelçliklerine ve diplomatik misyonluklarınada kitlesel taziye ziyaretleri yapılmalıdır.
10.       Eylem yılı dolayısı ile vuruldukları gün dışındada  1. Mart 2015 tarihinde tüm şehit edilen Türk Devlet Büyüklerinin ve diplomatlarının vurulduğu yerlere çelenkler ve karanfiller bırakmalı ve bu konuda kitlesellik sağlanmalıdır.
11.       15. Martta  Talat Paşanın ve Dr. Bahattin Şakir ve Azmi Beylerin Berlinde  Vuruldukları yerlerden başlayan ve Avrupa çapında Berlin Merkezinde  kitlesel bir Miting yapılmalıdır.  Berlin Türk Şehitliğindeki mezarları kitlesel olarak ziyaret edilmeli. Tehcir savunulmalı ve Anavatanın haklı davasına sahip çıktığımız yaygın  Medya aracıyla dünyaya ilan edilmelidir.
12.       24. ve 25. Nisan günleri, Ermeni örgütlerinin eylem yapacağı  Türk Büyükelçilikleri ve diplomatik misyonları önünde kitlesel değişimli nöbet tutulmalı ve Dünyaya biz buradayız ve Anavatanı savunuyoruz denilmelidir.
13.       Tüm eylemliliklerde kitleselliğe önem verilmeli aynı zamanda medyada (sosyal, yerel ve uluslararası medyada) kendi fikir ve eylemimizin yer bulması için çalışacak ve görev alacak, bulundukları ülkeye göre iyi dil bilen 2015 yılı için bir ekip kurulmalıdır.
14.       Taarruz strajesi ve politikamızla ilgili olarak çeşitli dillerde sosyal medya ağları açmalı ve etkili olarak kullanılmalıdır.
15.       Eylemlilikler Türk Devletlerindeki, Rusya, Avrupa, Asya, Amerika , Afrika ve Avusturalyadaki Türkler tarafından ortak olarak koordine edilmelidir.
16.       Diğer milletlerden sivil toplum örgütleri, bölgelerdeki belediye meclisleri ve milli meclisler ziyaret edilemeli ve bizim fikrimiz hem yazılı hemde sözlü olarak ilgililere beyan edilmelidir.
17.       Medya ile ilişki kurup eylemlerimizin  etkinliğinin artırılması sağlanmalı ve özellikle Türk olmayan medyada yer alınması sağlanmalıdır.
18.       Yabancı medyada mümkün olduğunca konuya hakim kişilerin mülakat vermesi için çalışılmalıdır.
19.       Eylemlerde bulunduğumuz ülkelerde hukuk, siyaset, medya, toplantı, miting, örgütlenme ve eylemler için   guruplar oluşturulmalıdır.
20.       1915 olayları ve 1992 Karabağ soykırımları, Ermeni tehciri ile igili Türklere ve ayrıcada diğer milletlere yönelik hızlandırılmış belge ve bilgiler ışığında eğitimden geçen gruplar teşekkül edilmelidir. Yani 20 şer kişilik gruplara eğitim verilmeli ve her bölgede  bilgiye dayanan kalıcı bir potansiyel yaratılmalıdır. Bu konuda kitlemiz bu eğitimden geçenler sayesinde hızla bilinçledirimelidir.
21.       Bu çalışmalarda milli olmak tek şart olmalıdır. Mitinglerde ve etkinliklerde Türk, Azerbaycan vb. benzer bayrakların dışında bayrak olmamalı ve sloganlarda ve pankartlarda  önceden belirlenerek bu konularda ağız birliği yapılmalıdır.  Tabiki afişlerde düzenliyenlerin ve destekçi kuruluşların adları yer almalıdır. Ama sadece afiş ve bildirilerde bu yer almalıdır. Mitinglere değil. Ayrıca konu milli olduğu için her hangi bir siyasi yada sosyal grup bu konuda diğerinin önünde tutulmamalı buna kesinlikle müsade edilmemelidir. Konuşmacılar dikkatle seçilmeli ve herkese hitap eden olmalıdır. Buralarda güvenebileceğimiz sınanmış Türk olmayan konuşmacılara özellikle yer verilmelidir.
22.       Kitleselliğe önem verilmeli kendisini milli sayan hiç bir kuruluş ve şahıs dışlanmamalıdır. Bu konuda bizim dışımızdaki milletlerden dostlarında katılım sağlanmalıdır.
23.       Yapılacak faliyetlerle ilgili olarak, kişilerden ve kurumlardan, ticaret mensuplarından bağış toplanmalıdır. Bu konuda bir banka hesabı açılmalıdır.
24.       En son önerim ise, Avrupada bu konuda 2015 yılı için hem bulunduğumuz bölgelerle hemde diğer ülkelerde ortak anlık hareketleride sağlamak ve iyi etki yaratabilmek için merkezi bir sekreterya oluşturulmaldir.  Bunun Almanyada olması Türkler için hem merkezi olması dolayısı ile hemde yoğun türk nüfusu olması nedeniyle büyük bir avantaj sağlıyacaktır.
25.       Tüm bu önerileri  Avrupa, Rusya, ABD ve Kanada, Avusturalya daki ve diğer Türk devletlerindeki Türklerde kendi bulundukları bölgelerde gerçekleştirilmesi konusu çok acil bir konu olarak ele alınarak örgütlenmelidir.
26. 2015 için  Aylara yayılan bir plan üzerinde çalışılmalıdır.
Görüş ve fikirlerinizi aşşağıdaki eposta adresime yazabilir ve telefonla iletişim kurabilirsiniz.
Türk Milletinin Değerli fertleri ve örgütlenmeleri bu konuda acil kararlar alıp eylem hazırlıklarına başlamalı ve Türkler Ocak 2015 den itibaren karşı taarruz hareketini başlatmalıdır.
Bu önerimi mümkün olduğu kadar Türk Dünyası iletişim ağlarında yaygınlaşmasını önemle rica ederim.
Saygılar,selamlar, iyi çalışmalar, başarılar…...
Sefa M. Yürükel
Lahey Türklere Soykırımları Araştırmalar Vakfı Başkanı
Soykırım ve Terrorizm Araştırmacısı
Sosyal Antropolog ve Etnograf
sefamyurukel65@gmail.com
tel. 0031 634371012

11 Aralık 2014 Perşembe

KANADALI TÜRKLER’İN 100 YILDIR UNUTULAN TEHCİRİ Gönderen: Dr. Kayaalp Büyükataman; TURKISHFORUM Genel Başkanı, New York City-ABD

KANADALI TÜRKLER’İN 100 YILDIR UNUTULAN TEHCİRİ

Gönderen: Dr. Kayaalp Büyükataman
30 Kasım 2014 Günü Bugün Gazetesinde yayımlanan “Kanadalı Türkler'in 100 yıldır unutulan tehciri” başlıklı yazı internet yolu ile  bana da ulaşmıştır.  Yazıda yabancı belgelere atıf yapılmamış. Bu bakımdan ya Sayın Yazara ulaşılıp  talep edilmeli, veya, mesajımın bilgi hanesinde yer verdiğim Kanada’ da yaşayan soydaşlarımızın kurdukları  "The Federation of Canadian Turkish Associations” STK’ undan  temin edebilirlerse Kanada’ dan bize belge göndermelerini rica edelim. Bu hususu gerçekleştirebilirsek, önce en azından Kanada gazetelerine, Kanadalı parlamenterlere   mesajlar göndererek  Meclis ve Senato' nun onayladığı SÖZDE Ermeni soykırımı kararını protesto ederiz. ( Aşağıdaki bağlantılara bakınız). Saygılar, O. Tan
KANADALI TÜRKLER’İN 100 YILDIR UNUTULAN TEHCİRİ
Osmanlı hükumetinin 1915’teki Ermeni tehcirini yapmasından 8 ay önce Kanada hükumeti bir ‘Savaş Önlemleri Kanunu’ çıkardı ve 200 Türk'ü Osmanlı oldukları için esir aldı. Bin kilometre uzaklıktaki toplama kampına sürülen Türkler ne mektup gönderebildi ne de seslerini duyurabildi. Türk olmaktan başka suçları olmayan bu insanların bir kısmı topluca gömüldü.
Tarihimizle yüzleşmenin gerekliliğinin konuşulduğu bugünlerde Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ve Müslüman oldukları için tehcir edilen Kanada’daki Türkler için en azından bir taziye mesajı beklemek hakkımızdır.
Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümünü hatırlamak ve özellikle savaşla ilgili az bilinen konulara değinen yazılara devam ediyoruz. Bu hafta Birinci Dünya Savaşı’nda Kanadalı Türk tehcir mağdurlarının unutulmuş hikâyesini anlatacağız. Bu hikaye İpek Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Işıl Acehan’ın çalışmasına kadar mezarları bile bilinmeyen insanlarımızın hikayesi. Osmanlı hükümetinin Ermeni tehcirini yapmasından 8 ay önce Kanada hükümeti bir “Savaş Önlemleri Kanunu” çıkarmış ve 200 Türk’ü Osmanlı oldukları için esir almıştı. Şimdi okuyacaklarınızdan sonra bu konuyla ilgili bir yüzleşme ve belki de bir özür bekleyeceksiniz.
EKMEK İÇİN AMERİKA VE KANADA
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı vatandaşlarının hatırı sayılır bir kısmı geçimlerini temin etmek için Amerika kıtasına gitmeye başlamıştı. Güney Amerika’ya genelde Osmanlı Devleti’nin Suriye, Arabistan ve Afrika topraklarından Müslüman göçmenler gidiyordu. Kuzey Amerika’ya gidenler ise daha çok Ermeniler olmakla birlikte çok sayıda Müslüman Türk, Kürt vs. vardı. Savaş öncesinde sadece ABD’ye göç eden Osmanlı vatandaşlarının sayısı 70 binlere yaklaşmıştı. Bunların hikâyelerini iyi kötü biliyoruz. Ancak Kanada’ya giden bir avuç Osmanlı Müslüman vatandaşı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Dr. Acehan’ın anlattıklarına göre gözden ırak ve yüzyıldır belleklerimizden silinmiş olan bu insanların çoğu bugün Erzincan’a bağlı olan Kiğı kazasındandı.
SÜRGÜN SEBEBİ: TÜRK OLMAK
10 Kasım günü askeri vagonlara doldurulan Türkler’in, bütün Osmanlı vatandaşlarının düşman muamelesi görmediğini anlamaları uzun sürmedi. Osmanlı vatandaşı olmalarına rağmen kendileriyle aynı iş yerlerinde çalışan Ermeniler ve Ortodoks Makedonlar tutuklanmamıştı. Hatta gazetede çıkan haberlere göre Türkler’in alıkonmalarının asıl nedeni Brantford kentinde yaşayan 400 Ermeni’nin korunmasıydı. Kanada, savaş ilan edildiğini duyan Türkler’in isyan edebileceğinden ve Ermeniler’e saldıracaklarından endişe etmişti. Yine bazı gazetelere göre Türkler’in yeni kurulan posta ofisine bombalı saldırı düzenleyeceklerine dair sayısız ihbar yapılmıştı. Hâlbuki çoğu okuryazar olmayan Türkler’in muhtemelen savaştan bile haberi yoktu.
BİR MEÇHULE YOLCULUK
Türkler önce 30 askerin eşliğinde karakola götürüldüler. Burada protestolar ve açlık grevleri oldu. Daha sonra kendilerine Toronto’da Stanley askeri barakalarına götürülecekleri söylendi. Ancak orada boş yer yoktu. Burada iki gün kaldılar. Sonra Kingston’da bulunan Fort Henry kalesine nakledilecekleri bildirildi. Tekrar tren vagonlarına bindirildiler. Kendilerini istasyonda binlerce meraklı kalabalık bekliyordu. Ancak Türkler tecrit edildiler ve kimseyle görüştürülmediler. Askerlerin vagonlara getirdikleri yiyeceklerle beslendiler. Daha sonra yaklaşık 1000 kilometre uzaklıkta ücra bir yer olan Kapuskasing’deki toplama kampına yolculukları başladı. Burası rayların bittiği ve kasım ayında Kuzey Kutbu kadar soğuk olan bir yerdi.
MEKTUP GÖNDERMELERİ BİLE YASAKTI
Kanada hükümeti kamplardaki insanlara tecrit uyguladı. 25 Kasım 1914'te yakınlarına akıbetlerini bildirmek isteyen Türkler’e Osmanlı İmparatorluğu ile haberleşme yasağı getirildi. Bir mektup bile göndermek yasaktı. Hâlbuki Suriye, Halep ve Deyrizor’da zorunlu iskâna tabi tutulan Ermeniler istedikleri zaman Amerikan Konsolosluğu’na gidebiliyor ve yardım alabiliyorlardı. İsteyenler Amerika’daki akrabalarına mektup gönderebiliyordu. Amerika’dan gelen mektuplar kamplarda sahiplerini bulabiliyordu. Ordu komutanı Cemal Paşa ordunun levazım deposundan Ermeniler’e gıda ve malzeme gönderiyordu.
NEDEN TEHCİR EDİLDİKLERİNİ ANLAYAMADILAR
Geçimlerini temin etmek için Kanada’ya göç edenler demir ve çelik dökümhaneleriyle meşhur Brantford şehrine yerleşmişlerdi. Vatanlarıyla tek bağlantıları belki de kazandıkları paraların bir kısmını ailelerine havale etmekten ibaretti. Buna rağmen 9 Kasım günü aniden kapıları çalındı ve kendilerine esir alındıkları bildirildi. Daha kötüsü tehcir edileceklerdi. Toronto Star gazetesinin konuştuğu Türkler kendilerinin Kanada vatandaşı olduğunu söylediler ve “Neden tutuklandığımızı anlayamadık” dediler. Bazıları vatandaş olalı 10 yıl olmuştu. Durum ertesi gün gazete manşetlerinden anlaşıldı. 5 Kasım günü Britanya Krallığı Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmişti. Kanada teknik olarak İngiltere’nin düşmanını düşman bilmek zorundaydı. İşte 10 Kasım günü evlerinden alınıp götürülen 200 Türk işçinin dramı böyle başladı.
KENDİ KAMPLARINI KENDİLERİ YAPTILAR
Binbir meşakkatle ve yüzlerce kilometre yürütülerek esir kampına götürülen Türkler burada insanlık dışı muameleye tabi tutuldular. Günlerce vagonlarda yaşamak zorunda kaldılar. Çünkü ortada bir esir kampı bile yoktu. Bir Kanadalı muhafızın günlüğünden öğrendiğimize göre esirlere içinde kalacakları barakaları ve etrafındaki tel örgüleri yapmaları emredildi. Sürekli kar tipisi altında günlerce çalışan Türkler kamplarını inşa ettiler. Sağlıksız koşullar ve salgın hastalıklar yüzünden birçoğu hastalandı. Bazıları öldü. Birçoğu ruh sağlığını yitirdi. Kamp sakinlerinin akıbetleri hâlâ bilinmiyor.
MEZARLARI BİLE YOKTU
Bugün bu kamplarda yaşayanların akıbetleri hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Tek bildiğimiz suçları Türk olmak olan bu insanların bir kısmının Brantford kentinde Mount Hope Şehir Mezarlığı'nda topluca gömüldükleridir. Buraya “Turkish Plot” (Türk Bölümü) denilmişti. Mezar taşları bile bulunmuyordu.
SİVİL TOPLUM HAREKETE GEÇTİ
Dr. Işıl Acehan’ın araştırmaları sonrasında Kanada’daki Türk sivil toplum örgütleri harekete geçti. Yakınlarda bu insanlar için üzerinde Ay-Yıldız ve El-Fatiha ibaresinin bulunduğu mezar taşları dikildi ve mezarları belli oldu.
KAYITLARI SİLİNEN KANADALI TÜRKLER
Kanadalı araştırmacı Bill Darfler’in 1950’lerde Kanada hükümetinin Birinci ve İkinci Dünya Savaşı esir kamplarına ait tüm bilgi ve belgeleri imha ettiği söylenmektedir. Bu doğruysa, Kanada’daki bu Türkler ve kamplardakilerin akıbetleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmamız zor görünmektedir.
Fakat savaş öncesi nüfus kayıtları ve gazete haberleri sayesinde Bill Darfler onların hikâyesini kısmen yazmayı başarmıştır.
KANADALI TÜRKLER'İN YÜZYIL SIR OLARAK KALAN SIRLARI
Bundan yüz yıl önce kasım ayında Kanada hükümeti ülkede yaşayan Türkler’i, çoğu Kanada vatandaşı olmasına rağmen tutukladı ve süngü zoruyla tehcir etti. Bu kamplar Brantfordlu Türkler’in sonu oldu. Dr. Işıl Acehan’ın araştırmasına kadar kimse onlardan haberdar değildi. Şehir mezarlığında bir köşede adeta sır olmuşlardı.
KANADA'NIN YÜZLEŞME BEKLEYEN TEHCİR KANUNU
1914 yılının Kasım ayında Kanada hükümeti “Savaş Önlemleri Kanunu” adıyla bir kanun çıkardı. Bu kanun çerçevesinde İngiltere’nin savaş ilan ettiği ülkelerden gelen göçmenler tehcir kamplarına gönderildi. Aralarında Kanada vatandaşı olan Türkler ve Ukraynalılar çoğunluktaydı. Bunların akıbetleri meçhul kaldı
Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK 
Alıntı Kaynağı: Bugün Gazetesi

13 Kasım 2014 Perşembe

Hakan Yılmaz ÇEBİ, *Toplumu Aydınlatma Hareketi, *Hazır Kıta Akademisi; İmza Günü, Söyleşi Duyurusu ve Kitap Fuarı'na Davet

ÇEBİ: (İMZA-SÖYLEŞİ) PERŞEMBE- CUMARTESİ- PAZAR (TÜYAP - BEYLİKDÜZÜ)

TÜYAP-BEYLİKDÜZÜ ETKİNLİKLERİMİZ 
LÜTFEN NOT ALINIZ:
1- CENNETE AÇILAN KAPI AYASOFYA: 13 Kasım - 2014 (Perşembe) 
İmza: 14:00 (WIZART 2. Salon No: 106) 
Konferans: 17:15 - 18:15 (Karadeniz Salonu) 
2- YAKAZA ADAMLARI: 15 Kasım 2014 (Cumartesi) İMZA: 14:00
3- YAKAZA ADAMLARI: 16 Kasım 2014 (Pazar) İMZA: 14:00 (SELİS-10. Salon-No: 301)
Hakan Yılmaz ÇEBİ
*Toplumu Aydınlatma Hareketi
*Hazır Kıta Akademisi